Adres
  • Ordu Bulvarı Cad. No:22/1A
    Genelioğlu Apt Afyonkarahisar

Menopoz Yaşı Ne Zaman Başlar?

Menopoz Yaşlılık Başlangıcı Değildir!
 
Menopozun kelime anlamının “adet kanamasının sona ermesi” ,  basitçe adetlerin kalıcı olarak kesilmesi olduğunu belirtiyor.
 
“Çoğu hastada kalıcı olarak adet kesilmesinden önce adet araları açılır. Hastalar daha uzun aralarla adet görmeye başlar. Bir grup hastanın ise aşırı adet görme şikâyeti olur” .Adetlerin nadir olarak da olsa bazı hastalarda bir anda kesilebilir.
 
 
Semptomlar Yaşam Kalitesini Düşürebilir
 
Menopoza giren hastaların bu dönemdeki şikâyetlerinin hastanın yaşam kalitesini düşürebilir.
 
 

---Sıcak basmaları (Vazomotor semptomlar, Hot Flush)
---Uyku bozuklukları
---Duygulanım (emosyonel) değişiklikleri
---Hafıza bozukluğu ve unutkanlık
---Kanama düzensizlikleri
---Cinselliğe karşı ilgi azalması ve ağrılı cinsel ilişki
---Cilt değişiklikleri
---Kalp-damar sistemindeki değişiklikler
 
ve en önemlisi VAJİNAL KURULUK
 
 
Vajinal ıslanma (vajinal lubrikasyon) nasıl olur?


Vajina girişinde (Bartholin ve Skene bezleri) ve rahim ağzındaki özel salgı bezleri sümüksü kıvamda, şeffaf ve kaygan bir sıvı salgılayarak vajinanın kayganlığını sağlamaktadırlar.
Sağlıklı ve konforlu bir cinsel ilişki için vagina iyice kayganlaştırılmış (sulanmış) olmalıdır.

Vajinanın girişinde bulunan salgı bezleri ile vajinal kanalın ıslanmasının sağlanmasına "vajinal ıslanma (vajinal lubrikasyon)" adı verilir.


Bartolin ve Skene Bezleri hakkında...

Vajinal salgı bezleri arasında en sık olarak Bartholin ve Skene bezleri bulunmaktadır.

Bartholin bezleri vajinal girişte sağlı ve sollu iki tarafta bulunan bezlerdir. Bartolin bezlerinin salgılarını vajinaya boşaltan kanal kısımlarının tıkanması sonucunda "bartholin absesi ve bartholin kisti" adı verilen problemler ortaya çıkar.   

Skene bezleri ise idrar kanalı çıkışında ve vajinanın dış kısmında idrar kanalı çevresinde yerleşmiş olan bezlerdir. Skene bezleri vajinanın üst kısmında idrar kanalı tarafında yoğunlaşmış olan bezler olup erkekteki prostat bezine eşdeğerdir ve kadınlarda  "G noktası" adı verilen erojen (hazsal) bölgeyi de oluşturan kısımdır.

Vajinal salgı, cinsel ilişkide ön sevişme sırasında kadının cinsel uyarılması ile en üst (optimum) seviyede oluşmaktadır.

Vajinal ıslanmayı sağlayan bezlerin salgıları kaygan, renksiz, şeffaf ve kokusuzdur, iç çamaşırda da iz bırakmaz.  İç çamaşırda iz bırakan, kokulu, renkli, kıvamlı akıntılar vaginal enfeksiyon habercisidir. 

Vajinal kayganlık yürürken bile önemlidir...
Cinsel ilişki haricinde kadının yürürken bile genital dudakların birbirine sürtünme ile aşınmasını da vajinal salgı bezlerinin lubrikasyonu önlemektedir. 

Vajinal kuruluk nedir?
Bazı durumlarda özellikle cinsel ilişki sırasında vagina kayganlığı yeterli olmaz, buna "vajinal kuruluk" denir.  Böyle bir durumda cinsel ilişki beklenen düzeyde değildir ve hatta kadın açısından ağrılı olabilir.

Vajinal kuruluk neye bağlıdır? Vajinal kuruluk nedenleri
Vajinal kuruluk yakınması genellikle menopoz sonrası yıllarda kadınlık hormonu (estrojen) eksikliğine bağlı olarak oluşur ve menopozda hormon tedavisi ile giderilir. Ancak normal erişkinlerde de vajinal kuruluk yakınması olabilir.

Üreme çağında vajinal kuruluk nedenleri:

  • Yeterli cinsel uyarının olmaması (ön sevişmenin kısa sürmesi)
  • Cinsel istek azalması 
  • Depresyon, eşe karşı cinsel isteğin azalması
  • Cinsel ilişki sırasında ağrı olması (disparuni) 
  • Kullanılan bazı ilaçlar (antiderpesanlar, tansiyon ilaçları vb)
  • Vajinal enfeksiyonlar
  • Hormonal dengesizlikler (hiperprolaktinemi )
  • Emzirme (laktasyon) dönemi


Vajinal Kuruluk Tedavisi
Vajinal kuruluk nedeni saptandıktan sonra tedavisi nedene yönelik olarak planlanır.

Psikolojik nedenli vajinal kuruluk nedenleri eşe karşı cinsel istek ve ilgi azalması, depresyon, ön sevişmenin yetersiz ve tatmin edici olmaması sayılabilir. Bu durumlarda cinsel terapi veya aile terapisi gerekebilir.

Diğer taraftan vajinal enfeksiyon varlığında uygun antibiotik ve fitil tedavileri verilmektedir.

Kanda süt hormonu (prolaktin) yüksekliğine "hiperprolaktinemi" adı verilir. Hiperprolaktinemi durumunda kandaki estrojen seviyesi düştüğünden vajinal kuruluk görünmektedir. Bu durumda da süt hormonunu düşüren ilaçlar verilmektedir. Eğer kişi emzirme döneminde ise prolaktin düşürücü ilaçlar verilmez, yerine vajinal lubrikantlar tercih edilir.

Günümüzde vajinal kuruluk için vajina dokusunu yenileyen ve buradaki kolajeni arttıran bazı tedavi yöntemleri de uygulanmaktadır. Bunlar içerisinde genital PRP (Koldan alınan kandan elde edilen pıhtılaşma hücrelerinden zengin sıvının vajinaya enjeksiyonu), hyaluronik asid enjeksiyonları ve radyofrekansla vajinal yenileme (vajinal rejuvenasyon) tedavileri sayılabilir. 

Vajinal lubrikantlar (Vajinal kayganlaştırıcılar)
Günümüzde vajinal kuruluk yakınması olan kadınların kullanabileceği vajen kayganlığını arttırıcı özel jel, krem ve fitiller bulunmaktadır. Vajinal sulanmanın arttırılması için kullanılan tüm bu ilaçlara "vajinal lubrikantlar" adı verilir.
Vajinal lubrikanlar, cinsel ilişki öncesi vajene uygulanarak vajen kayganlığı sağlamaktadır. Tercih edilmesi gereken vajinal lubrikan vajina ile eşdeğer PH'lı (PH ayarlı) ve su bazlı olmalıdır.

Vajinal kuruluk problemi tedavi edilmeyen bayanlarda, cinsel ilişkide penisin içeride gidip gelmesi vajinal mukoza epiteli için "travma etkisi" oluşturarak vajinal enfeksiyonlara zemin hazırlamaktadır.

Bu semptomlar doğal yolla menopoza giren hastaların yaklaşık yüzde 50'sinde, yumurtalıkların alınması sonucu cerrahi bir müdahale ile menopoza giren hastaların ise yüzde 90'ında görülüyor.”
 
 

---Osteoporoz nedir?
---Kemik kırıkları ne sıklıkta olur?
---
Kemik kitlesinin azalmasını hızlandıran faktörler
---Osteoporozda risk faktörleri
---Osteoporozdan korunma yöntemleri
---Osteoporozda tanı
---Osteoporozda tedavi
---Düşmelerden kaçınmak için...
---Osteomalasi nedir?
 

Osteoporoz nedir?

Menapozla ilgili olarak en çok bilinen ve endişe edilen bir durumdur.  Osteoporoz kemiklerdeki erimeyi, daha doğru bir ifade ile de kemik doku yoğunluğundaki azalmayı tarif eder. 
Halk arasında ise osteoporoz, "kemik erimesi" olarak geçer.  


Osteoporoz nasıl oluşur?

Kemiğe direncini veren maddelerin özellikle de kalsiyumun kemikten uzaklaşması ile osteoporoz oluşur.  Kemik azalmasının şiddeti arttıkça kemik kırılganlığı da artmaktadır.
Osteoporoz ciddi bir hastalıktır.

Osteoporoz ne tür şikayet yapar?
Aslında kemik erimesinin başlangıcında hastada hiçbir şikayet olmayabilir. Ancak hastalık ilerledikçe kemik dokusunun direnci geri dönüşü olmayacak bir şekilde azalmakta ve kemiklerde yaygın ağrılar ortaya çıkmaktadır.

Osteoporozun ileri dönemlerdeki komplikasyonu ise fraktürler yani "kemiklerdeki kırıklar"dır.

Osteoporozda kemik kırıkları ne sıklıkta olur?
50 yaşın üzerinde her 8 kişiden 1' inde osteoporoza bağlı omurga kırığı gelişmekte olup bu oran yaş ile birlikte artmaktadır. Kalça kırığı 70 yaşın üzerindeki her 3 kadından ve her 9 erkekten 1' inde görülen önemli bir sağlık problemidir. Osteoporotik kırıklar olarak tanımlanan kırıklar; el bileği, omurga ve kalça kırıklarıdır.

Bu kırıklar kişinin fiziksel, psikolojik ve sosyal durumu ile sağlıkla ilgili yaşam kalitelerini olumsuz olarak etkilemektedir.

 

Osteoporozda kadınlar daha sık etkileniyor...
Osteoporozdan etkilenen insanların % 80'i kadınlardır. Kadınlarda daha sık rastlanan "Romatoid artrit " gibi iltihaplı romatizmaların varlığı ya da kortizon, tiroksin gibi ilaçların kullanımı halinde osteoporoz riski artmaktadır.

Erkek osteoporozu da özellikle son yıllarda klinik tıpta önemli bir sorun olarak görülmektedir. Tüm vertebra korpus kırıklarının % 14'ü ve yine tüm kalça kırıklarının % 25-30'u erkeklerde görülmekte ve önemli bir oranda hastalık ve ölüm nedeni olabilmektedir.

Osteoporoz (kemik erimesi) neden erkeklerde daha nadir görülür?
Osteoporozun kadınlara oranla erkeklerde daha nadir görülmesinin nedenleri arasında;

  • Erkeklerde kadınlara göre daha kısa ömür uzunluğu
  • İskelet gelişimi sırasındaki erkeklerdeki yüksek kemik kütlesi oranı
  • Erkeklik hormonu olarak da bilinen "testosteron"un kemikler üzerindeki koruyucu etkisi
  • Kemik yıkımını hızlandıran menapoz eşdeğeri bir durumun erkeklerde olmaması sayılabilir.

Kemik döngüsü ve osteoporoz sonrası kemik kırıkları

Kemik yaşam boyu sürekli yapılan,  yıkılan canlı bir dokudur. Buna "kemik döngüsü" adı verilir. Yaşam süresince eski kemik yıkılır ve bunun yerini yeni kemik alır.

Kemik bal peteği görünümünde olup başta kalsiyum olmak üzere önemli mineralleri depolar. Yirmi-yirmibeş yaşlarına kadar yiyeceklerden alınan kalsiyumun kemiği yenileme kapasitesi kemiğin yıkım hızından daha yüksektir. Otuzlu yaşlarda "tepe kemik kütlesi " adı verilen en yüksek kemik kütlesine ulaşılır. Bu dönem kemiğin en güçlü olduğu dönemdir.

Tepe kemik kütlesini etkileyen faktörler büyüme sırasında rol oynayan genetik program, mekanik yüklenme, beslenme ve hormonal faktörlerdir. Büyüme esnasında optimal kemik birikimi için yeterli kalsiyum alınmalı, normal östrojen salgılanmalı ve yeterli vücut ağırlığı olmalıdır. İleri dönem yaşlardan ziyade büyüme esnasında mekanik yüklenme de önemli rol oynamaktadır.

Kemik azalması ne zaman başlar?

Kırk yaş civarında kemik kütlesi yavaş yavaş azalmaya başlar. Bu kayıp menapozdan sonra kadınlarda östrojen hormonunun seviyesinin düşmesine bağlı olarak hızlanmaktadır.

Menapozdan sonraki ilk 5 yıl kemik kütlesinin en hızlı kaybedildiği zaman dilimidir. Bu dönemde kadınlar her yıl kemik kütlerinin % 3'ünü kaybedebilirler. Hızlı kayıp döneminin sonlarında 60 yaş civarında osteoporozun ilk belirtileri; kamburlaşma, boy kısalması, yaygın sırt ağrıları ya da ufak bir zorlama sonucu oluşan kırıklar şeklinde ortaya çıkar.

Osteoporoza bağlı kemik kırıkları ne zaman görülür?
Menopozdan 10 yıl sonra kalça, bel omurları, el ve bilek kemiklerinde daha fazla olmak üzere kırılma riskleri oldukça fazladır. Kemiklerdeki kırılmalar osteoporosun en önemli komplikasyonu olarak ortaya çıkan ve maddi-manevi sıkıntılara sebep olan durumlardır.

Menopozdaki bu kırıkların basit hormon tedavileri ile önlenmesi kişileri ölüm ve sakatlık risklerinden önemli ölçüde korurken, tedavi masraflarını azaltarak ülke ekonomilerine de ciddi miktarda kaynak sağlar.

Kemik kitlesinin azalmasını hızlandıran faktörler (kemik erimesini arttıran nedenler) :
Bazı nedenler osteoporosu hızlandırıcı etkiye sahiptir. Bunlar;

Genetik faktörler: Bazı ailelerde genetik olarak kemik kaybı hızlıdır. Annesinde kemik azalması olan kadında risk fazladır. Ayrıca genetik bazı hastalıklarda da kemik kaybı normalin üstünde olabilir.

Fiziksel aktivite: Uzun süre kısıtlı fiziksel aktivite gösterenlerde kemik kaybının azaldığı iyi bilinmektedir. Aynı şekilde erken yaşlardan itibaren spor yapanların kemik kütleleri yapmayanlara göre oldukça iyidir. Bu nedenle menopozda egzersizin önemi büyüktür.

Sigara: Sigara içenlerde kemik kaybı daha hızlıdır. Sigara kemiklerinizin en büyük düşmanlarından birisidir.

Bazı sistemik hastalıklar: Tiroid, böbrek üstü bezi ve hipofiz ile ilgili bir takım hastalıklarda da kemiklerdeki eksilme normalden fazla olabilir.

Gebelik ve Emzirme: Gebelik ve emzirme de kemiklerde bir miktar azalmaya yol açabilse de bu etki geri dönüşümlüdür, yani bu süreçler bittikten sonra kemiklerdeki kazanç yeniden başlar.

Menopoz ve Yaşlılık: Menopoz ve yaşlılıkta pek çok sebepten ötürü kemiklerdeki kayıp hızlanmıştır.

Hiperprolaktinemi: Beyindeki hipofiz bezinden salgılanan ve "süt hormonu" olarak bilinen "prolaktin"in değişik nedenlerden dolayı normalden fazla salgılanarak kandaki miktarının artışını ifade eden bu durumda da Osteoporos süreci hızlanmaktadır.

Prolaktin hormonunun hipofiz bezinden normalden fazla salgılanmasına "hiperprolaktinemi" adı verilir.

İlaç kullanımı: Bazı tıbbi zorunluluklar nedeni ile heparin, kortizon gibi ilaç kullanan kişilerde kemik erimesi daha çabuk ve erken olarak ortaya çıkabilmektedir.

 

Hangi ilaçlar osteoporozu hızlandırır?
Astım ve iltihaplı eklem romatizmalarında kullanılan kortizon gibi ilaçlar, kemik kütlesini azaltan ilaçların en önemlileridir. Kemik kaybının miktarı bu ilaçların dozuna ve kullanım sürelerine göre değişmektedir. 7.5 mg'ın üzerinde uzun süreli kullanım (3 aydan uzun süre ) kırık riskini arttırmaktadır.

Kortizon kemik yıkımını hızlandırır,  östrojen seviyelerini düşürür, kalsiyumun barsaktan emilimini azaltarak osteoporoza neden olur.

Kortizon dışında osteoporoz riskini hangi ilaçlar arttırır?
Kortizon dışında osteoporoz riskini arttıran ilaçlar:

  • Guatr hastalığı tedavisinde kullanılan tiroksin,
  • Sara (epilepsi) hastalığında kullanılan antiepileptikler,
  • Kanın pıhtılaşmasını engellemek için kullanılan aspirin, heparin ve türevi gibi ilaçlardır.

Bu ilaçları uzun süreli kullananlarda düzgün aralıklarla KMY (kemik mineral yoğunluğu) ölçümü yapılmalıdır.

 

Osteoporoz ve kadınlardaki estrojen hormonu ilişkisi:
Kadınlarda kemik metabolizmasında estrojen hormonu önemli bir düzenleyicidir. Kemik dokusunda kalsiyum iyonunun kalması için estrojene ihtiyaç vardır.
Estrojen hormonun olmadığı durumlarda kemik kaybı hızlanır ve menopozal dönemde gözlenen osteoporoz ortaya çıkar.
Bu nedenle menopozda hormon replasman tedavisi alan kadınlarda kemik erimesi daha az olmaktadır. Menozdaki HRT’nin en büyük yararlarından birisi, kemik dokuda yoğunluğun artışını sağlamasıdır.

Osteoporozda kemik yoğunluğu nasıl ölçülür?
Eskiden direkt radyografiler ile kemik yoğunluğu değerlendirilirken günümüzde bu işlem neredeyse terk edilerek yerini özellikle bel, uyluk (femur) ve ön koldan Dual X-Ray (DEXA) adı verilen bir yöntemle  "Kemik Mineral Dansiyometrisi (KMD)"  ölçümlerine bırakmıştır. Bu yöntemin duyarlılığı direkt grafilere göre çok daha fazladır.
Eğer bu ölçümlerde hastalık derecesinde kemik erimesi saptanmışsa kemik erimesini önleyen tedaviler uygulanmalıdır.

 

Osteoporoz İçin Risk Faktörleri
Genç bir erişkin iken ulaştığımız tepe kemik kütlesi ve yaşlanmaya başladığımızda oluşması beklenen kemik kaybının hızı osteoporoz gelişme riskimizi belirler. Kimlerin önceden bu hastalığa yakalanacağı önceden öngörülememektedir. Ancak hastalığa yakalanma riski aşağıdaki durumlarda artmaktadır:

  • 45 yaşın altında doğal ya da cerrahi menapoz (Ameliyatla yumurtalıkların alınması)
  • Kadın olmak
  • İleri yaş
  • Ufak tefek zayıf yapıda ve beyaz tenli olmak 
  • Ailede osteoporotik kırık öyküsü (Özellikle annede kalça kırığı)
  • Daha önce kırık geçirmiş olmak (Ön kol kırığı gibi)
  • İnflamatuar (iltihaplı) eklem hastalığı yada astım varlığı
  • Kemik yıkımını hızlandıran ilaçların kullanımı (kortizon,guatr ilaçları,sara ilaçları,heparin vb)
  • Kalsiyumdan fakir beslenme, yetersiz D vitamini
  • Sigara içme, alkol kullanımı, fazla kahve tüketimi
  • Aşırı tuz, protein alımı
  • Düzenli egzersiz yapma alışkanlığının olmayışı
  • Erkeklerde düşük testosteron düzeyi
  • Uzun süreli yatak istirahati
  • Bunama
  • Kronik böbrek yetmezliği (KBY)
  • Malabsorbsiyona neden olacak gastrointestinal sistem sorunları
  • Tirotoksikoz (tiroid hormonunun fazla salgılanması)
  • Hiperparatiroidi (paratiroid hormonunun fazla salgılanması)

Yukarıdaki faktörlerden bir ya da birden fazlası sizde var ise osteoporoza yakalanma ve kırık riskiniz yüksektir.

 

Bir Dakikalık Osteoporoz Risk Testi
Osteoporoz riskiniz olup olmadığını anlamak için "Uluslararası Osteoporoz Vakfı" tarafından hazırlanan "Bir Dakikalık Osteoporoz Risk Testi"nden yararlanabilirsiniz.

1) Anne veya babanızda basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu ?
   -Evet       -Hayır
2) Sizde basit bir zorlanma veya hafif bir düşme sonrasında kalça kırığı oldu mu ?
   -Evet       -Hayır
3) Üç aydan uzun bir süre kortizon içeren ilaç kullandınız mı ?
   -Evet       -Hayır
4 Boyunuzda 3 santimetreden fazla kısalma oldu mu ?
   -Evet       -Hayır
5) Fazla miktarda alkol tüketiyor musunuz ?
   -Evet       -Hayır
6) Günde 20' den fazla sigara içiyor musunuz ?
   -Evet       -Hayır
7) Sık olarak diare-ishal sorununuz oluyor mu? (Çölyak veya Crohn hastası mısınız ? )
   -Evet       -Hayır
· Kadınlar için
8) Menapoza 45 yaşından önce mi girdiniz ?
   -Evet       -Hayır
9)Regl düzeniniz 12 ay süre ile aksadı, kesintiye uğradı mı ?
   -Evet       -Hayır
· Erkekler için
10) Testosteron seviyesinde azalmaya bağlı impotans veya libido kaybınız oldu mu ?
   -Evet       -Hayır

Eğer bu sorulardan birine yanıtınız evet ise bu konu ile ilgili bir uzman hekime başvurunuz.

Kadınların kemik kütlesi erkeklere oranla %20-30 daha azdır. Bu nedenle erkeklere nazaran osteoporoza yakalanma riski kadınlarda daha fazladır. Ancak ileri yaşlarda özellikle 70 yaşın üzerinde her iki cinste de kalça kırığı riski artmış olarak karşımıza çıkmaktadır.

Aile yüksek risk altındaki bireyler ortaya çıkarılabilir ve böylece değiştirilebilen risk faktörleri ile ilgili düzenlemeler yapılarak kırıklar önlenebilir.  Bireyin kırık riski bütün bu faktörlerin net sonucudur. Bu faktörlerin önemi iskeletteki bölgeye, bireyin içinde bulunduğu yaşamsal dönemlere ve bireyden bireye değişiklik gösterir.

Osteoporozdan Korunma Yöntemleri

  • Osteoporozdan korunmanın başlıca yöntemi; tepe ("peak") kemik kütlesine erişinceye kadar olan dönemde güçlü, sağlam kemik yapıyı oluşturmak ve sonraki yaşlarda kaybı engellemektir.
  • Yeterli ve güçlü kemik kütlesine sahip olursak ileri yaşlardaki kaybımızı daha az problem ile atlatabiliriz. Kemik kütlesi genetik faktörlere bağlı olarak değişebilirse de yaşam biçimimizi akıllıca düzenleyerek osteoporozu yavaşlatabilir ve hatta engelleyebiliriz.
  • Daha sonraki hayatınızdaki kaybı en aza indirebilmek için 35 yaşına kadar mümkün olduğunca en yüksek kemik kütlesine sahip olabilecek önlemleri almalısınız.
  • Aldığınız kalsiyum miktarını arttırın (Doğal besinlerle veya tabletlerle)


KALSİYUM
 

Osteoporozda menopozda kalsiyum alımı
Kalsiyum sadece kemik sağlığı için değil, diğer vücut fonksiyonları içinde gerekli bir mineraldir. Vücudumuz kanda belirli bir miktar kalsiyum bulundurmak zorundadır.

Kaslarımızın kasılması, kalp ritmi ve normal kan akışkanlığı için kalsiyuma ihtiyaç vardır. Bunlar kalsiyumun kemik yoğunluğu üzerindeki etkisinden daha öncelikli fonksiyonlarıdır. Bu fonksiyonları yerine getirebilmek için yeterli kalsiyum almıyorsak vücudumuz depoları yani kemikteki kalsiyumu kullanacaktır.

Ne kadar kalsiyuma ihtiyacınız olduğu cinsiyetinize, yaşınıza ve osteoporoz riskinize bağlıdır. Kalsiyum ihtiyacı ergenlikte, hamilelikte, emzirme döneminde ve menapozdan sonra artmakta günlük 1000-1500 mg' a çıkmaktadır. Özellikle çocukluk ve adolesan dönemde süt ve sütlü gıdalardan zengin beslenen kişilerde osteoporotik kırık riskinin azaldığı gösterilmiştir.

Kalsiyum desteğinin tepe kemik kütlesinin oluştuğu büyüme döneminde yapılmasının yararı tartışılmaz. Büyüme sırasında yeterli kalsiyum alınmazsa genler tarafından programlanan iskelet yapımının doruk noktasına ulaşamadığı savunulmaktadır .

9-20 yaşları kemik kütlesini doruk seviyeye ulaştırmada önemli bir dönemdir. Bu gibi özel durumların dışında günlük gereksinim 800 mg kadardır. Bir bardak sütte yaklaşık 250 mg kalsiyum bulunmaktadır. Ne yazık ki birçok kadın günlük 500 mg'ın altında kalsiyum alma alışkanlığındadır.

 

Kalsiyum Kaynağı Yiyecekler
Süt ve süt ürünleri en önemli kalsiyum kaynaklarıdır. Süt, yoğurt ve peynir en fazla kalsiyum içeren gıdalardır. Bir bardak süt günlük ihtiyacımızın 1/4'ünü sağlar. Yağ ve kaloriden kaçınmak için düşük yağ içeren süt ve süt ürünleri kullanılabilir . Kalsiyumdan zengin diğer gıdalar; yeşil sebzeler, kabuklu deniz hayvanları, sardalya balığı, soya fasulyesi, fındık,  badem, pekmez, kalsiyum ile zenginleştirilmiş meyve suları, ekmekler olarak sayılabilir.

Kalsiyum içeren ilaçlar içerdikleri elementer kalsiyum miktarına göre çeşitlenirler. Kalsiyum karbonat en yüksek elementer kalsiyumu sağlar. Kalsiyum sitrat ve kalsiyum glukonat bileşikleri daha az elementer kalsiyum içerirler, ancak vücudumuzun bunları emmesi daha kolaydır.

 

Kalsiyum Tabletleri

Günlük kalsiyum gereksiniminin diyetle alınması idealdir. Ayrıca diyetin içerdiği kalsiyum miktarına bakarak kalsiyum preparatları da kullanılabilir.

Kalsiyum ince barsakların üst bölümünden aktif transportla emildiği için bölünmüş dozlarda alınması ve yemek asitleri çözünmelerini arttıracağı için yemeklerle birlikte alınması emilimlerini arttıracaktır.

Ayrıca kemik rezorbsiyon hızı gece arttığı için yatmadan önce alınması da önerilir. Bu sebeplerle kalsiyumun yemeklerle birlikte ve yatmadan önce bölünmüş dozlarda alınması tercih edilir. Kalsiyum alımı sırasında günde 6-8 bardak su içmeye özen gösterilmelidir.

 

Osteoporoz ve Sağlıklı Yaşam İçin Önerileri:

Güneşten yeterice faydalanamıyorsanız veya ileri yaşlarda iseniz;
D vitamini alın
D vitamini kalsiyumun barsaktan emilimine ve kemikler tarafından depolanmasına yardımcı olan bir hormondur. Günlük ihtiyacımız olan miktar 400-800 İU'dur. Güneş ışığının etkisi ile ciltte, karaciğerde ve böbrekte sentezlenerek aktif D vitamini haline dönüşür.

Kış aylarında, güneş ışığından yeterli yararlanamama durumlarında sentezi azalmaktadır. İleri yaşlarda özellikle böbrekten yapımının azalması yaşlanma sonucu osteoporozun artmasına yol açan önemli bir durumdur.

Bazı kalsiyum içeren tabletlerin içinde D vitaminleri de bulunmaktadır.

 

Sigara içmekten kaçının

Sigara içenler içmeyenlere göre daha fazla osteoporoz riskine maruz kalmaktadır. Sigara birkaç yolla osteoporoza neden olmaktadır. Sigara içenler menapoza daha erken girerler, östrojen düzeyi sigara içenlerde daha düşüktür ve vücut kitle indeksi daha azdır.

 

Alkol kullanmayın

Fazla miktarda (günlük 100 ml'den fazla) alkol tüketen kişilerde osteoporoza yakalanma riski daha yüksektir. Aşırı alkol tüketimi ile kalsiyum emilimi azalır, atılımı ise artar. Alkol ile beslenme alışkanlığı da bozulur. Protein ve sodyum alımı azalır, protein kaybı artar.

Yine alkole bağlı endokrin değişiklikler sonucu testosteron azalması ve kortikosteroid artışı osteoporosu kolaylaştırmaktadır.

 

Aşırı miktarda kahve tüketmeyin

Aşırı miktarda kahve tüketimi idrar ve bağırsak kalsiyum atılımını etkilemektedir. Günde 150 mg kafein (yaklaşık bir bardak kahve) idrar kalsiyumunu günde 5 mg arttırmaktadır. Düşük dozlarda kafeinin etkisi önemsizdir.

 

Hayvansal proteinden zengin gıdaları aşırı tüketmeyin

Proteinden zengin diyetler kalsiyumun idrarla atılımını arttırmaktadır. Bu etki yüksek fosfat içeriği nedeni ile hayvansal proteinlerde daha fazladır.

 

Menopozda egzersiz önemlidir !

Egzersizin yaşa bağlı kırık insidansını azaltması çeşitli mekanizmalarla açıklanmaktadır. Genç erişkinlerde egzersiz tepe kemik kütlesini arttırmakta ve böylece daha sonra görülebilecek kırık riski azalmaktadır. Erken menapozal kadınlarda östrojen yetersizliğine bağlı hızlı kemik kaybı egzersizle yavaşlayabilmektedir.

Son olarak yaşlı erişkinlerde egzersiz yaşa bağlı kemik kütlesi azalmalarını geciktirebilmekte, düşme insidansı ve düşme sonucu gelişebilecek hasarı azaltabilmektedir.

Ancak öne eğilerek yapılan hareketler omurga kemiklerinde kırılmaya neden olabileceğinden egzersiz sırasında bu hareketlerden kaçınılmalı ve düzgün bir duruş sağlayan sırt kaslarının kuvvetlendirilmesine çalışılmalıdır.

Kemiklere yük bindiren; yani vücut ağırlığını kemiklerimize taşıtarak ayakta yaptığımız egzersizler kemiklerimizi uyararak güçlenmesine yardımcı olur.

 

Yaşam boyu aktif kalın

Sedanter yaşam ve uzun süreli yatak istirahati osteoporoz riskini arttırır.  Hareketli olma, kolay hareket edebilme yeteneğimizi artırır, kas gücümüz artar, dengemiz korunur,  düşmeden korunuruz.

"Osteoporoz önleyici egzersiz yapmak!"
Egzersiz kalp ve damar sağlığımız içinde gereklidir. Osteoporozdan hem korunmada hem de tedavi amacıyla egzersizlerden yararlanılmalıdır.

Osteoporozdan korunmada yürüyüş gibi hafif egzersizler etkili olabiliyor ise de tedavide kullanılan egzersizler Fiziksel Tıp ve Rehabilitasyon Uzmanları tarafından reçete edilen özel tipte ağırlık taşıma egzersizleri gibi egzersizlerdir.

Fiziksel olarak aktif bir insan değilseniz ve aşağıdaki durumlardan herhangi biri var ise egzersiz için doktora danışılmalıdır:

  • 40 yaşından sonra kırık ya da osteoporozun varlığı
  • Kalp hastalığı, yüksek tansiyon, felç, yüksek kolesterol
  • Egzersiz sonrası göğüs, boyun,omuzlar ve kolda ağrı ya da sıkışma hissi oluyor ise
  • Ufak bir güç sarfedildiğinde bile nefes darlığı ve baş dönmesi oluyor ise
  • Egzersiz programına başlamadan önce diabet gibi özel dikkat gerektiren bir hastalık mevcut ise

Östrojen kullanımı
Menapozdan sonra kadınlar östrojen azalmasına bağlı olarak daha hızlı kemik kaybına maruz kalır. Bu hormon adet kanamalarını kontrol etmesi yanısıra kemiklerin kalsiyumu depolamasına ve kemik kütlesinin korunmasına da yardımcı olur. Ülkemizde ortalama menapoz yaşı 48 civarıdır.

Günümüzde östrojen tedavisi osteoporoz tedavisinden ziyade korunmada tercih edilmektedir. Kadın doğum uzmanları tarafından önerilen östrojen tablet ya da cilt peçleri şeklinde kullanılmaktadır.

Östrojen kullanımı, meme ve rahim kanseri riskini bir miktar arttırmaktadır.  Ancak kişilere kar zarar oranı düşünülerek, izlem altında düşük dozda östrojen tedavileri başlanabilir.

 

Osteoporoz Tanısı Nasıl Konur?
Kemiğiniz kırılana, kamburlaşana ve boyunuz kısalana kadar osteoporoz belirtilerini fark etmeyebilirsiniz. Aşikar yakınmalar oluşuncaya kadar sessiz bir dönem geçirebilirsiniz. Doktorunuz osteoporoz olup olmadığınızı ya da olma riski taşıyıp taşımadığınıza karar verebilir.

Osteoporoza neden olabilecek diğer hastalıkların varlığı (tiroid hastalıkları, inflamatuar eklem romatizmaları, astım, ilaç kullanımı v.b), kırık öykünüzün bulunması, beslenme durumunuz, genel sağlığınız, ailede özellikle annede kırık öyküsü gibi bilgiler doktorunuza riski belirlemede yardımcı olacaktır. Doktor fiziksel muayene, kan ve idrar tetkikleri ve radyografi ile tanıya ve ayırıcı tanıya gidebilir.

Risk mevcudiyetinde kemik mineral yoğunluğu ölçümü tanıyı kesinleştirir. Bu testler kırık riskini belirlemede en güvenilir yöntemlerdir. Hastalığın erken tesbit edilmesine de yardımcıdır. Riski yüksek olan hastalarda yılda bir kez, düşük olan hastalarda 2-5 yılda bir tekrarlanır. Tedaviye yanıtı değerlendirmek içinde yılda bir kez tekrarlanabilir. Bir yıldan daha kısa aralıklarla yapılmasının yararı yoktur.

Ancak, KMY ölçümünün ilaç tedavisinin etkinliğini değerlendirmede tek başına yeterli olmadığı , verilen tedavinin kemiğin kalitesi ve yapısal elemanlarına olan etkisinin de göz önüne alınması gerektiği unutulmamalıdır.

Kemik ölçümleri hızlı, kolay yapılabilen testlerdir. Çok çeşitli yöntemler var ise de en çok DEXA (Dual photon x-ray absorbsiometre) kullanılmaktadır.

DEXA ile kemiğin %1-2 'lik kaybı bile değerlendirilebilir. Osteoporoz tanısında ve tedavinin takibinde hekim önerisi ile kullanılmalıdır. Son zamanlarda daha ucuz ve basit olan ultrasonografi gibi kemik ölçüm yöntemlerinden de kemik tarama çalışmalarında yararlanılmaktadır.

Düz kemik radyografisi kırıkların tespit edilmesinde yararlıdır. Ancak kemik yoğunluğunun saptanmasında hassas değildirler. Direk radyografi ile kemik yoğunluğu azalması tespit edildiğinde kemiğin en az %30'u kaybedilmiş demektir.

Doktorunuz osteoporoz tanısı için ve özellikle kemik kaybınızın halihazırda olup olmadığını tespit için kan ve idrar testleri isteyebilir.  Bunlar;
kan biyokimyası, kanda ve idrarda kalsiyum, fosfor, alkalen fosfataz, parathormon, D vitamini değerleri, tiroid fonksiyon testleri , sedimantasyon, karaciğer ve böbrek fonksiyon testleri gibi testlerdir.

 

OSTEOPOROZ TEDAVİSİ
Tüm hastalıklarda olduğu gibi osteoporozda da hastalıktan korunmak öncelikli amaç olmalıdır. Osteoporozun gelişmiş olduğu durumlarda ise erken tedavi başarı şansını yükseltmektedir.

Osteoporoz günümüzde tedavi edilebilir bir hastalıktır. Osteoporoz tedavisinin en önemli amacı kırıkların azaltılmasıdır.

Osteoporoz tedavisinde ilaç ve ilaç dışı tedaviler söz konusudur.

İlaç tedavisinde kemik yıkımını azaltan, yapımını arttıran ve özellikle son zamanlarda kemik kalitesi üzerine olumlu etki gösteren ilaçlar üzerinde yoğunlaşılmakta ve araştırmalar bu yönde sürdürülmektedir. İlaç tedavisinin seçiminde hastanın yaşı, ek yakınma ve hastalıkları, kırığın bulunup bulunmaması ve KMY değeri gibi özelliklerin göz önüne alınması gerekir.

 

Osteoprozda İlaç Tedavileri:


HRT (hormon replasman tedavisi ) en eski tedavilerden birisidir.  Ancak günümüzde özellikle menapoz semptomları olan erken postmenapozal kadınlarda osteoporozun önlenmesi amacıyla kullanımı önerilmektedir. Östrojen hormonu progesteron ile birlikte ya da tek başına kontrollü olarak önerilebilir.

Bifosfanatlar son yıllarda üretilen, ağızdan alınıma elverişli kemik yoğunluğunu arttıran ilaçlardır. Ülkemizde Etidronat, Alendronat, Risedronat bulunmaktadır.  Alendronat ve risedronatın hem günlük, hem de haftada bir alınabilecek formları mevcuttur.  Yapılan çalışmalarda günlük ve haftalık alım arasında etkinlik ve yan etkiler bakımından fark bulunamamıştır.

Bifosfanat kullanımına başlamadan önce olası hipokalsemiyi önlemek için kalsiyum ve D vitamini eksikliği varsa muhakkak düzeltilmelidir.  Ancak kalsiyum ile bifosfanatların aynı anda alınması durumunda emilim bozulduğu için eş zamanlı alınmaması gerektiği unutulmamalıdır. Bifosfanatlar genelde iyi tolere edilen, önemli yan etkileri olmayan ilaç gruplarıdır.

Kalsitonin enjeksiyon ya da nasal sprey şeklinde tedavide yer almış, özellikle kırığı öyküsü olan veya kemik ağrıları olan hastalarda ağrıyı da kontrol eden bir ilaçtır. En az 2-3 yıl süre ile kullanılmalıdır.

Selektif Estrojen Reseptör Modülatörleri (SERM) yeni bir ilaç grubu olup östrojen reseptörlerine yüksek ilgileri olan, bazı dokularda östrojen etkisini taklit ederken, bazılarında anti-östrojen etki gösteren ilaçlardır. Bu gruptaki ilaçlardan en iyi bilinenleri, her ikisi de meme kanserinin tedavisi için geliştirilmiş olan "tamoksifen" ile daha yeni bir ilaç olan "raloksifen"dir.

Raloksifen osteoporozun önlenmesi için kullanabilecek ilaç gruplarından birisi olarak günümüzde dünyada ve ülkemizde yeni bir tedavi seçeneği olarak yerini almıştır. Osteoporozu olan postmenapozal kadınlarda meme kanseri riskini azalttığı bildirilmektedir.

Paratiroid hormonu kan kalsiyum ve fosfat düzeyini ayarlayan bir hormondur.  Yüksek plazma konsantrasyonları kemik rezorbsiyonunu arttırırken, düşük dozlarda aralıklı olarak verildiğinde kemik formasyonunu arttırabilir. Özellikle ciddi osteoporozlu olgularda vertebra ve vertebra dışı kırıklara olan etkisi nedeniyle gelecekte önemli bir tedavi seçeneği olarak görünmektedir.

Kalsiyum diğer tedavilerin yanısıra günlük yeterli kalsiyumu alamayan menapoz sonrası kadınlara önerilen bir ilaçtır. D vitamini eksikliği olan kişilerde kalsiyumun D vitamini ile beraber alınması önerilmektedir.

D vitamini seviyesi yaşla birlikte azalır. Kalsiyum ile birlikte uygulanan vitamin D tedavisinin kalça ve vertebra dışındaki diğer kırıkların oranını azalttığı ve serum paratiroid hormon düzeylerini düşürdüğü belirlenmiştir.

Yeni ilaç tedavileri ve deneysel tedaviler (ipriflavon, tibolon, osteoprotogerin, stronsium, büyüme hormonu, büyüme faktörleri, eser elementler, statinler, K vitamini) üzerindeki çalışmalar devam etmektedir.

İlaç dışı yaklaşımlar kapsamında:
· Diyet
· Kemik sağlığını olumsuz yönde etkileyebilecek gıda, alışkanlıklar ve ilaçlardan uzak durma
· Fiziksel aktivitenin desteklenmesi (yaşa göre egzersiz)
· Düşmelerin önlenmesi
· Mimari engellerin giderilmesi
· Kalça koruyucular, görme muayenesi, denge ve kuvvetlendirme egzersizleri
· Hasta eğitimi
· Akut ve kronik ağrının tedavisi önem taşımaktadır.

Osteoporoz teşhis ve tedavisinde sürekli yeni metodlar geliştirilmektedir. Doktorunuz doğru tedaviyi bulmanız ve bu tedavinin risklerini, yan etkilerini, yararlarını anlamanız açısından en iyi rehberiniz olacaktır.

Düşmelerden kaçınmak için...
Yaşlandıkça, düşüp bir yerinizi kırma riskini artıran bir takım değişiklerin oluştuğunu farkedebilirsiniz. Bunlar kas zayıflığı, görme bozukluğu, hastalık ya da ilaç alınımı nedeni ile oluşan baş dönmesinden kaynaklanabilir.

Osteoporoz sonucu incelen kemik çok hafif bir zorlama sonucu bile kırılabilir. Bu nedenle düşme riskinin azaltılması ilaç ile tedavi kadar önemlidir. Düşmeden korunmak için öneriler:

  • Düşme riskinizi kas gücünüzü artıran egzersizler yaparak, alçak ökçekli kaymayan tabanlı ayakkabılar giyerek azaltabilirsiniz.
  • Düzenli göz muayeneleri, gereksinim duyarsanız gözlük kullanımı görüşünüzü iyileştirecektir. Doktorunuza baş dönmenizin nedenini sorun.
  • Tansiyonunuzun ve kan şekerinizin ani inip çıkmaları konusunda bilgilenin ve doktorunuzdan yardım isteyin.

Aşağıdaki liste, evinizi daha güvenli kılmak ve düşme riskinizi azaltmak için evde ne gibi önlemler almanız gerektiğini göstermektedir.

Öneriler:
Işıklandırma
· Merdiven, oda ve koridorlar iyi ışıklandırılmalı
· Gereken yerlere gece aydınlatma sağlanmalı
· Yatağınızın yanında fener bulundurabilir ve gece kalktığınızda kullanabilirsiniz.

Zemin Döşeme
· Küçük, kayabilen halı, kilimlerden kaçının, kullanıyorsanız kaymaması için gerekli önlemleri alın.
· Halı kenarlarını sabitleyin.
· Kaymayan cilalar kullanın.
· Ayak altındaki elektrik kordonlarını kaldırın.

Merdivenler
· Merdivenin başına ve altına elektrik düğmeleri koyun.
· Kaymayan yüzeylerle kaplayın.
· Trabzan koydurun ve inerken çıkarken kullanın.

Banyo
· Banyo küvetinin, tuvaletin, duşun yanına tutunmaya yardımcı tutamaklar yerleştirin.
· Kaymayı engelleyici lastik ya da yapışan zeminler koyun.

Mutfak
· Alet edevatı kolay erişilebilecek yerlere koyun ( iskemleye tırmanmayı gerektirmeyen )
· Raflara ulaşmak için sağlam bir basamak kullanın.

OSTEOMALAZİ NEDİR?
Osteoporozdan farklı bir durum olan osteomalazi, "kemik yumuşaması" durumuna verilen isimdir. Osteoporosdan çok daha ciddi şikayet ve bulgulara yol açabilir. Çocuklarda görülen osteomalazi durumuna özel olarak "Raşitizm" adı verilmektedir. Osteomalazi menapoz dönemindeki yaşlılarda da görülebilmektedir.

Çoğu zaman atlanabilen bu hastalıkta gerekli tedavi uygulanmazsa ciddi problemler gelişebilir. Tedavisi son derecede basit olup, D vitamini alımı ve güneş ışığından yeterince yararlanma şeklindedir.

 

Menopoz Sonrası Kanamalar (Postmenopozal Kanama) :

Menopoz nedir? Menopoz döneminde kanama nedir?
Kişilerin yumurtalık fonksiyonları bittikten sonra bir yıl süreyle adet görmedikleri süreçten itibaren "menopoz dönemi" başlar. Bu döneme menopoz adı verilir ve tüm kadınların hayatlarının yaklaşık üçte biri menopoz döneminde geçmektedir.

Menopoz dönemine giren bir kadında kanama olması durumunda buna "menopoz sonrası kanama", "menopozda kanama" veya tıbbi literatürdeki ismi ile "postmenopozal kanama" adı verilmektedir.

Menopoz dönemi kanama (postmenopozal kanama) normal midir?
Hayır.  Menopoz sonrası dönemde (Postmenopozda) kanama şikayeti hiç bir zaman normal olarak kabul edilemez.
Bu nedenle menopoz sonrası dönemde kanama şikayeti olan kadınların mutlaka jinekolojik olarak değerlendirilmesi gerekmektedir.

Menopoz dönemi kanama (postmenopozal kanama) nedenleri nelerdir?
Postmenopozal kanamanın görülen en sık nedenleri arasında;

ÖNEMLİDİR!

Postmenopozal dönemde olan kanamanın miktarının az ya da çok olmasının tanı açısından herhangi bir anlamı yoktur. Bu nedenle bu tür kanaması olan her kadının jinekolojik açıdan ayrıntılı olarak değerlendirilmesi ve gerekirse rahimden biyopsi (parça) alınarak kanser yönünden patolojik olarak incelenmesi gerekmektedir.
Menopozda hormon replasman tedavisi alınıyorsa bu tedavinin başlangıcında özellikle de ilk üç ayda düzensiz kanama olabilir ve bu durum tamamıyla normaldir.
Ayrıca menopoz tedavisi olarak alınan bazı ilaçlar düzenli olarak adet kanaması olmasını sağlamaktadır. Bu tür ilaç alan kadınlarda da kanamalar düzensiz oluyorsa yine jinekolog doktor kontrolü şarttır.  

 

MENAPOZDA HORMON TEDAVİSİ  /  GENEL BİLGİLER

Jinekoloji bilimindeki gelişmeler menapoz hastasının karşılaştığı problemlerin büyük bir kısmının estrojen eksikliğine bağlı olduğunu ortaya çıkarmıştır.

Menopoz tedavisinde de temel prensip kadında eksik olan hormonların dışarıdan karşılanmasıdır. Bu şekilde menopozdaki hormon tedavisi aslında bir "replasman" yani "eksik olanı yerine koyma"  tedavisidir.

Menopozda hormon tedavisi ilk olarak 1960'lı yıllardan itibaren kullanılmaya başlanmıştır. İlk başlarda eksik olan estrojen hormonu tek başına verilmiştir.  Ancak günümüzde; yüksek dozda estrojenin diğer bir kadınlık hormonu olan progesteronla birlikte verilmemesinin beraberinde çeşitli riskleri getirdiği ortaya çıkmış ve bu aşamadan sonra estrojenin dozunun azaltılması ve beraberinde progesteron hormonunun verilmesiyle bu riskler azaltılmıştır.
Bu şekilde hormon tedavisi protokolü uygulanan kadınlarda menopoz şikayetlerinin ve kemik erimesi problemlerinin daha az görüldüğü tespit edilmiştir.

Hormon Replasman Tedavisinin (HRT’nin) Yararları Nelerdir?

Menopoz çağındaki bir kadın için HRT’nin pek çok faydalı etkileri mevcuttur.
Tüm bu yararları özetlemek gerekirse;

  • Estrojen tedavisi etkisini en hızlı şekilde sıcak basmalarında gösterir. Menopoz sıcak basma şikayeti olan hastaların % 75'inde düzelme sağlar.
  • HRT uyku bozukluklarını düzeltir.
  • Menopoz döneminde ortaya çıkan anksiyete (sıkıntı), depresyon (içe dönüklük) ve hafıza bozuklukları gibi sorunlarda da etkilidir.
  • Alt ürogenital sistemdeki olumsuz değişiklikleri önlemek amacıyla bu dönemde kullanılan lokal veya sistemik estrojen; vaginal kuruluk, ilişkide ağrı hissi gibi atrofik vaginadan kaynaklanan problemleri ortadan kaldırır.
  • Alt idrar yollarında menopoz sonucu gelişen sık idrara çıkma (pollaküri), zor idrara çıkma (disüri) ve idrar kaçırma gibi şikayetlerde düzelme sağlar.
  • Estrojen eksikliği sonucu ciltte incelme ve kırışıklar artmaktadır. Ciltte kuruma, incelme, saçlarda kuruma ve tırnak kırılmaları gibi şikayetler menopozla birlikte ortaya çıkmaktadır.  Estrojen tedavisi ile bu şikayetler geriler.
  • HRT ile osteoporozun durdurulduğu ve bazı olgularda da tedavi edildiği iyi bilinmektedir.

Bir kadın 40 yaşlarında her yıl yaklaşık olarak kemik kitlesinin % 0.5'ini kaybedilirken, bu oran menopozla birlikte  % 3-4’lere çıkmaktadır. Kayıptaki bu artış kemik metabolizmasında rol oynayan ve yumurtalıklardan salınan estrojen hormonunun eksikliğinden kaynaklanmaktadır.

Menopozla beraber başlanan HRT ile kemik kaybı azaltılmaktadır. HRT alan kadınlarda kemik kaybı sonucu olan kalça kırıkları % 50 daha az görülmektedir. 
 

Hormon tedavisine başlamadan önce hangi tetkikler yapılmalıdır?
Aslında Hormon tedavisine başlamadan önce yapılan tetkiklerin bir çoğu, bu yaş grubu içindeki kadının risk altında olduğu hastalıkları taramak amacıyla yapılmaktadır.

Tedavi öncesi tüm hastaların ayrıntılı bir anamnezleri (tıbbi öykü) alınarak; şeker hastalıkları, hipertansiyon gibi sistemik rahatsızlıkları, kanser öyküleri, ailedeki kanser öyküleri, daha önce HRT alıp almadıkları, kullandığı ilaçların olup olmadığı açılarından detaylıca sorgulanır.

Daha sonra olabilecek gizli veya aşikar bir hastalığı ortaya koymak için genel bir sistemik muayeneye geçilir. Bu fizik muayenenin içersinde;

  • Boy kilo ölçümü
  • Tansiyon ölçümü
  • Akciğer ve kalp muayenesi
  • Karın muayenesi yeralır.

Sistemik muayeneyi takiben hasta jinekolojik muayene ve değerlendirmeye alınarak üreme organlarına ait herhangi bir patoloji varsa saptanmaya çalışılır.

Jinekolojik muayenede ilk önce Vulva, vagina ve serviks olası patolojiler açısından incelenir. Bu arada rahim ağzı (serviks) kanserinin tarama testi olan servikal "Pap smear testi" için örnek alınıp patoloji laboratuarına gönderilir.

Rahim ve yumurtalığa ait herhangi bir tümör muayene sırasında saptanabilse de yapılan transvaginal ultrason (vajen içi ultrasonu) ile kesin netlikte ortaya konur.

Transvaginal ultrason ile uterusun (rahimin) kas tabakası değerlendirilir, buradan gelişen myomlar varsa saptanır. Ayrıca rahim kanserinde ultrason bulgusu olarak "endometrium" denilen rahim iç zarında kalınlaşma olur. Bu nedenle endometrium kalınlığı ölçülerek rahim kanseri taraması yapılır.

Endometrium kalınlaşmış şekilde gözleniyorsa buradan yapılacak bir biyopsi (parça alımı) ile patolojik yönden değerlendirilir.

Yumurtalıklar da yine transvaginal ultrasonla net bir şekilde değerlendirilir. Yumurtalığa ait kist tümör gibi patolojiler rahatlıkla tespit edilir.

Kadın üreme organlarının muayenesinden sonra "meme muayenesi" de yapılarak muayene bitirilir. Daha sonra hastadan çeşitli laboratuar ve görüntüleme tetkikleri istenir. Bunlar:

  • Tam kan sayımı
  • Tam idrar tetkiki
  • Sedimantasyon
  • Lipid profili (total kolesterol, trigliserid, HDL, LDL)
  • Açlık kan şekeri
  • Karaciğer fonksiyon testleri (SGOT SGPT)
  • Böbrek fonksiyon testleri (BUN, Kreatinin, Ürik asid)
  • Kemik markerları (Kalsiyum, Fosfat, ALP, Osteokalsin)
  • Gaitada gizli kan
  • Kemik Mineral Dansitometrisi (KMD)
  • İki taraflı mamografi ve meme ultrason tetkikidir.

Hormon tedavisi özellikle kimlere uygulanmalıdır?
Günümüzde menopoz patofizyolojisinin daha iyi anlaşılması ile birlikte menopozda estrojen ve progesteron hormonu kullanım alanlarını genişletilmiştir.

  • Sıcak basmaları ve terleme şikayeti olanlarda
  • Ruhsal değişimler, anksiyete (sinirlilik), irritabilite, hafıza zayıflığı ve konsantrasyon güçlüğü çekenlerde
  • Alt ürogenital yollarda atrofiye bağlı, vaginal kuruluk, cinsel ilişkide ağrı, idrar yolu problemi olan kadınlarda
  • Libido kaybı (cinsel isteksizlik) şikayeti olan kadınlarda
  • Cilt incelmesine bağlı şikayetleri olanlarda
  • Osteoporoz riski veya problemi olanlarda menopoz döneminde hormon tedavisine başlamak uygun olacaktır.

HRT Kimler İçin Uygun Değildir?
Bazı durumlarda ise HRT kullanımı sakıncalıdır:

  • Nedeni saptanmamış vaginal kanamalar
  • Aktif karaciğer veya böbrek hastalığı olanlar
  • Akut derin ven trombozu, kalp hastalığı ve tromboembolik hastalık öyküleri olanlar
  • Meme kanseri öykülüler
  • Rahim kanseri geçirmişler
  • Endometriozis rahatsızlığı öyküsü bulunanlar
  • Hipertrigliseridemi hastalıkları olanlarda HRT uygun değildir.

Kadında bulunan bazı durum ve hastalıklar ise HRT kullanımını engellememektedir. Bunlar;
Migren, sigara kullanımı, obesite, hipertansiyon ve Alzheimer hastalığı olanlardır.

Hormon tedavisi kullanma yöntemleri nelerdir?
Hormon tedavisi (HRT) bir çok farklı şekilde uygulanabilmektedir. Hastada yöntemi kullanmaya başlamadan önce bazı sorular cevaplanmalıdır.

  • Kişinin uterusu (rahmi) var mı? Yani daha önceden bir operasyonla rahmi alınmış mı?
  • Seçilecek ilacın içeriğinde bulunan hormonlar kişide yan etki yapabilir mi? Yani mide, barsak, karaciğer veya böbrek rahatsızlıkları var mı?
  • Kişi tedavi ile bir süre daha adet kanaması (çekilme kanaması) görmek istiyor mu? Yoksa artık adet görmekten sıkılmış ve adetsiz bir şekilde mi yaşamak istiyor?

Hormon replasman tedavileri;

  • Oral (ağızdan)
  • Transdermal (cilde yapıştırılan flasterler şeklinde)
  • Transvaginal (hazne içi) yollarla uygulanabilir.


ORAL (Ağızdan alınan) HRT
Ağızdan kullanılan menopoz ilaçlarda, kadının ihtiyacı olan hormonlar tablet içersinde ve barsaklardan emilecek şekilde düzenlenmiştir.

HRT'de kullanılan ilaçlar estrojen (E2), Progesteron (P) hormonunu içerir. Bu hormon deriveleri HRT tedavisinde tek başlarına veya birbirleri ile kombine olarak kullanılırlar.

Menopoz etkilerini önlemek için kullanılan esas hormon estrojendir. Ancak progesteron ilave edilmeden kullanılan estrojen rahim üzerinde kanser yapıcı etki gösterebilir. Bu nedenle rahimi alınmamış menopoz hastalarında estrojenin kanserojenik etkisini önlemek için progesteron hormonu da tedaviye eklenir.

Önceden rahmi ameliyatla alınmış kişilerde progesteron hormonu verilir mi?
Hayır. Daha önce rahim operasyonu (histerektomi) ile rahimi alınmış kişilerde ise progesteron hormonu ilavesine gerek yoktur. Ağızdan veya yapıştırma şeklinde yalnızca estrojen hormonu yeterlidir.

Ağızdan hormon tedavileri ne şekilde verilir?
Oral (ağızdan) tedavilerde hormonlar sürekli veya kesintili olarak verilmektedir. HRT alan kadında bir adet siklusu (dönemi) 30 gün olarak kabul edilir.

Henüz tam olarak menopoza girmemiş kadınlarda vücutta bir miktar daha estrojen salgılandığı için 21 günlük (siklik) ilaçlar da kullanılabilir. Bu ilaçlarda 21 günün sonunda aynı doğum kontrol haplarında olduğu gibi 7 gün ara verilir ve bu arada adet kanaması olur.

Rahmi alınmamış hastalarda ağızdan kullanılan ilaçlar genelde E2 (estrojen)+P (progesteron) şeklindedir. Estrojene progesteron ilavesi iki şekilde olabilir:

  • Siklik HRT
  • Devamlı kombine tedavi (sürekli, kontinü HRT)


SİKLİK (Aralıklı) HRT
Siklik hormon replasman tedavisinde estrojen 30 veya 21 gün süresince devamlı olarak alınırken progesteron tedaviye son 10-12 gün boyunca eklenir. Bu şekilde menopoz öncesi hormonal düzeyler aynen taklit edilir. Bu tedavi metodunda hastalar düzenli olarak adet kanaması görürler.

Siklik HRT metodu genel olarak menopozun ilk yıllarında olan kadınlar için uygundur. Bu ilk dönemlerde kadınlar genellikle adet kanaması görmek istemektedirler. Bu tedavi metodunda da doğal siklus taklit edildiği için doğal siklus adetlerine benzer yakınmalar olabilir. Örneğin adet öncesi gerginlik hissi, memelerde hassasiyet gibi şikayetler olabilir.

Siklik HRT uygulanması düşünülen hedef kitle halen adet görmek isteyen ve menopozla yeni tanışmış olan kadınlardır. Bu kadınlar bu şekilde bir süre daha düzenli olarak yaşamlarının bir bölümünde adet görmeye devam ederler.

DEVAMLI KOMBİNE TEDAVİ (Sürekli, kontinü HRT)
Devamlı kombine tedavi protokolünde ise estrojen ve progesteron her gün aynı dozlarda alınır. Bu yöntemde kadın ihtiyacı olan hormonu alırken adet kanaması görmez. Çünkü her gün alınan progesteron endometriumun (rahim iç zarının) kalınlaşmasını ve dolayısıyla kanamayı engeller.

Devamlı kombine tedavi, postmenopozdaki dönemde ileriki yıllarda istenen tedavi şeklidir. Çünkü bu yıllarda adet görmek tedirginlik yaratabilir ve bu dönemdeki kadın adet görmeyi tercih etmez.

Ancak devamlı kombine tedavinin başlangıcında (özellikle ilk 3 ay) düzensiz lekelenme tarzında adet kanamaları olabilmektedir.

TRANSDERMAL HRT (Cilt Flasterleri)
Bu yöntemde hormon emdirilmiş flasterler cilde belirli aralıklarla yapıştırılır. Bu flasterden her gün belirli miktar hormon kana geçmekte ve bu şekilde hormon ihtiyacı karşılanmaktadır.

Avantajı kullanım kolaylığı nedeni ile tercih sebebi olmasıyken, dezavantajı ise ciltte allerjik reaksiyon yapabilmesidir.

Uterusu (Rahimi) ameliyatla alınmış ve trigliseridi yüksek olan hastalarda, kalp, böbrek veya karaciğer hastalıkları gibi sistemik hastalığı olanlarda kullanımı idealdir.

TRANSVAJİNAL HRT
Estrojen eksikliğine bağlı "urogenital atrofi" şikayeti olan kadınlar için uygun bir yöntemdir. Emilen dozun ayarlanamaması nedeni ile uzun süreli kullanımı önerilmez.

Transvajinal HRT lokal olarak (vajen içine) fitil, jel ve krem formlarında kullanılabilir. İdrar problemleri, vajinal kuruluk ve çatlamalar ile cinsel ilişkide ağrıları gidermede oldukça etkindirler.

Hormon tedavisi kullanımı sırasında dikkat edilmesi gereken noktalar nelerdir?

  • İlaçlar düzenli olarak kullanılmalı doktor kontrolü dışında başlanmamalı ve bırakılmamalıdır.
  • İlaç kullanımı sırasında düzenli olarak doktor ziyaretleri yapılmalıdır. Kontroller başlangıçta 3. ve 6. ayda, daha sonra ise yıllık takipler şeklinde olmalıdır.
  • Düzenli meme muayenesinin yapılması şüpheli bir durumda doktora başvurulmalıdır.
  • Düzenli olarak mamografi çektirilmelidir.
  • Düzensiz vaginal kanamalarda doktora başvurulmalıdır.

 

HRT ne kadar kullanılmalıdır?
Hormon tedavisi (HRT) kısa süreli menopoz şikayetlerini önlemek amacı ile kullanılıyorsa 2-3 yıl süreyle kullanılır ve doz azaltılarak kesilir. Ancak menopoza bağlı kardiovasküler hastalık riski ve kemik erimesi riskleri ilaç bırakılınca devam edilecektir.

Menopozda Hormon Tedavisinin (HRT) Olası Yan Etkileri

Memelerde irileşme ve dolgunluk hissi: Hormon tedavisinin başlangıcında alınan hormonun memeyi de etkilemesine bağlı olarak memelerde hafif bir gerginlik hissi olması normaldir ve bu durum zamanla azalacaktır.

Düzensiz vaginal kanama: Alınan hormon ilacının türüne bağlı olarak düzenli veya düzensiz kanama olabilir. Üç aylık tedaviden sonra düzensiz kanama şikayeti büyük ölçüde ortadan kalkar.

Mide şikayetleri: Her gün alınan ilaçlar bazı kadınlarda mide yanması gibi şikayetlere neden olabilir.

Kan basıncının yükselmesi: Çok nadir de olsa hormon replasman tedavisi kan basıncını yükseltebilir. Ancak genel olarak ilaçların tansiyonu düşürücü etkisi vardır.

Şiddetli baş ağrıları: Bazı hastalarda şiddetli baş ağrılarına neden olabilir. Bu gibi durumlarda ilaç kesilebilir.

Safra kesesi hastalığı: Hormon tedavisi içindeki estrojen safra kesesindeki taşın büyümesini hızlandırır. Ancak yeni taş oluşumuna neden olmaz. Bu nedenle safra kesesi taşı olanlarda HRT başlamak sakınca yaratabilir.

Menopozda Hormon Tedavisi (HRT) kanser yapar mı?
Hormon tedavisi ile en çok yapılan spekülasyon ilaçların kanser yaptığı iddiasıdır. Bu iddia doğal olarak hormon tedavisinin uzun süre kullanılmamasına da neden olmaktadır.

Hormon tedavisinin kanser yapıp yapmadığı konusunda yapılan çalışmaları özetleyecek olursak, Hormon Replasman Tedavisinin (HRT’nin);

Yumurtalık kanserleri ile ilişkisi yoktur.

Rahim kanseri riskini arttırmaz. Çünkü hormon tedavisi için alınan ilaçların içersine progesteron hormonu konmaktadır. Progesteron rahim kanserini önleyici etkidedir.

Hormon tedavisi ile meme kanseri riskinde bir miktar artış olabileceği düşünülmektedir.  Ancak bu etki yukarıda belirtildiği üzere 5 veya daha uzun bir zaman diliminde kullanımı ile ortaya çıkmaktadır.

Yapılan çalışmalar sonucunda hormon tedavisi ile yeni bir meme kanseri oluşturulmadığı ancak gizli durumdaki çok küçük boyutlardaki meme kanserinin erken dönemde açığa çıkmasına neden olduğu ortaya konmuştur.

Gizli durumdaki meme kanserinin erkenden ortaya çıkması da aslında istenilen bir durumdur. Böylelikle yıllarca gizli kalarak vücuda iyice yayılacak kanser dokusunun erkenden tanınması mümkün olacaktır.

Menapozda egzersiz neden gereklidir?
Postmenapozal (menopoza girildikten sonraki) yıllardaki en önemli sorunlardan birisi olan osteoproroz (kemik erimesi)dir.

Osteoporoz (kemiklerdeki erime) "sedanter yaşam" dediğimiz fiziksel aktivitenin kısıtlı olduğu yaşam tarzında daha şiddetli olmaktadır.

Fiziksel aktivite kemik kitlesinin kaybını engellerken tam tersi durumda kemik erimesi artmaktadır. Bu nedenle postmenopozal yıllarda belirli bir program dahilinde egzersiz yapmak (fizik aktivite) gereklidir.

Ani olarak yapılan ağır fiziksel aktiviteye kalp uyum sağlamayabilir. Bu nedenle fizik aktivitenin dozu yavaş yavaş arttırılmalıdır.
 

Menopozda kadınlarda ne tür metabolik değişimler olur?

Menopozla birlikte kadın vücudunda çok önemli metobolik değişiklikler meydana gelmektedir. Bu değişikliklerin en önemlisi yağ metobolizması ile ilgili olandır.

Menopozla birlikte damar kolesterol metobolizması değişir. Erkeklerde olduğu gibi bu durum damar sertliği (atheroskleroz) oluşumu ile sonuçlanır. Aynı zamanda bu yaşlarda hipertansiyon gelişimi de başlar. Her iki durum da kalp hastalığı riskinin artışına neden olur.

Menopozda kalp hastlıkları ve damar sertliğine zemin hazırlayan durumlar nelerdir?
Kilo (obesite), ileri yaş (menopoz), şeker hastalığı (diabet), hipertansiyon, kan yağlarının yüksekliği, sigara, sedanter (hareketsiz) yaşam, stres ve genetik yatkınlık atheroskleroz ve sonrasında gelişebilecek kalp hastalıkları açısından en önemli faktörlerdir.

Menopozla birlikte azalan estrojen hormonu nedeni ile kemik metobolizmasında önemli rol oynayan kalsiyum, fosfor emilimi azalır ve osteoporoz (kemik erimesine) zemin hazırlanmış olur.

Yaşın ilerlemesine paralel olarak metobolizma hızı da yavaşlamaktadır. Daha önceleri aldığınız kalori formunuzu korurken ilerleyen yaşla birlikte aynı diyetle aynı kaloriyi alsanız bile vücut ağırlığınızda artma meydana gelmektedir.

Menopozda uygun beslenme nasıl olmalıdır?
Menopozda uygun beslenme, kalori ihtiyacı, vitamin-mineral takviyesi şekillendirilebilir. Bunun için:

Obesite (aşırı kilo) var ise kalori kısıtlamasına gidilmelidir.

  • Lifli (posalı) gıdalar sık olarak tüketilmelidir.
  • Hayvansal gıdaların tüketiminde kolesterol içeriği göz önüne alınmalıdır.
  • Tuz kısıtlı olarak tüketilmelidir.
  • Osteoporoz riski'nden korunmak için kalsiyumdan zengin beslenme yapılmalıdır.

Doğal yolla alınan kalsiyuma takviye olarak 500 mg kalsiyum ilaç olarak ta alınması uygun olacaktır. Süt, yoğurt ve peynir gibi süt-süt ürünlerine ağırlık verilmelidir. 

 

Menopozda Cinsel Yaşam

 

Menopozda cinsel yaşam nasıldır?
Menopozla birlikte cinselliğe ilgi azalması olacağı düşünülse de bu olay daha çok menopozla birlikte oluşan psikolojik faktörlerden kaynaklanmaktadır.

Menopozda psikolojik kaygılar cinselliği nasıl etkiler?
Kadın, menopozla birlikte vücut imajının kaybolacağının ve kadınlık fonksiyonlarının sona ereceğinin kaygılarını duyar. Bu şekilde artık cinsel çekiciliğinin kalmadığını düşünen kadın cinselliğe olan ilgisini de kaybedebilir.

Gerçekte menopozla değişen olaylar düşünüldüğü gibi değildir. Menopoz yaşlanmanın başlangıcı olmadığı gibi kadınlığın sonu da değildir. Bu olayların bilincinde olunduktan sonra menopozda cinsellik daha özgürce "gebelik riski de olmaksızın" yaşanabilir.

Menopoz ile birlikte cinsel organlarda ne tür değişimler meydana gelir?
İlerleyen menopoz yıllarında eğer hormon tedavisi alınmıyorsa cinsel organlarda yaşlanmaya bağlı "atrofik değişiklikler" meydana gelebilir. Bu değişiklikler sonucunda vajinada kuruma, vagen mukozasında incelme ve buna bağlı olarak
cinsel ilişki sırasında ağrı ve kanama yakınmaları olabilir.

Uygulanan sistemik veya lokal hormon replasman tedavileri urogenital sistemdeki bu atrofik değişiklikleri gidererek iyileşme durumu sağlayabilecektir.

Yine bu ağrılı cinsel ilişki de kadını cinsel ilişkiden soğutabilir. Ancak bu tür şikayetlerin kolaylıkla tedavi edilebileceğini bilmek, bu tür yakınmaları gereksiz yere çekmemek için önemli olacaktır.

Cinsel isteğin azalmasına bu yaşta ortaya çıkan bazı hastalıklar sonucu olabileceği gibi kullanılan bazı ilaçlar da cinsel isteksizlik yapabilir.

Menopozda Cinsel Hayattaki Değişimler (Özet Olarak) 
Yaşlanma ve menapoz sonucu en sık karşılaşılan cinsel yakınmalar şunlardır:

Islanmanın azalması ve duyarlığın bozulması östrojen düzeylerinin düşüklüğü ile ilişkilidir.

Ağızdan kullanılan Hormon Replasman Tedavileri (HRT) de kandaki testosteron hormonu düzeyini azaltarak cinsel isteksizlik sorunu yapabilir. Testosteron düzeylerinin düşük olması ise cinsel uyarılma, genital duyarlık, libido ve orgazmdaki azalmaya sebep olmaktadır. Hayatta olduğumuz süre boyunca cinsel aktif olmamız gerekir, senden geçti, bu yaşta oturup tesbih çek, bu yaşta ne bu istek arzu gibi cevresel  yargılar veya doktorun yargıları doğru değildir.

Menopozda cinsel yaşamınızı hareketlendirmek için ne tür uygulamalar önerilir?
Menopozda cinsel yaşamı yeniden canlandırmak ve cinsel isteği arttırmak amaçlarıyla bazı tedaviler uygulanabilir. Bunlar;

  • Öncelikle altta yatan kronikleşmiş hastalıklar varsa bunların kontrol altına alınması ve tedavisi gereklidir.
  • Gerekli durumlarda psikolojik destek tedavileri ve cinsel terapiler verilebilir.
  • Vajinal kuruluk ve çatlama gibi şikayetleri gidermek için radyoferakans ile vajinal gençleşme yapılabilir veya lokal (krem, fitiller) ve sistemik (oral) ilaç tedavileri uygulanabilir.
  • Libido (cinsel enerji) güçlendirici bir takım ilaçlar uygulanabilir. Bu ilaçlar genital bölge kanlanmasını arttırarak cinsel isteği arttırabilirler.

Özellikle bir jinekolog hekim kontrolünde "Testosteron" hormonu replasmanı yapılarak cinsel arzu ve istekler arttırılabilir.

 

 
 
Sayfamızı Paylaşın