Adres
  • Ordu Bulvarı Cad. No:22/1A
    Genelioğlu Apt Afyonkarahisar

Gebeliğe Dair Her Şey

sık Görülen Yakınmalar

GEBElikte nefes darlığı

Nefes darlığı GEBElik döneminde en sık karşılaşılan yakınmalardan birisidir. Özellikle GEBEleiğin son dönemlerine doğru nefes darlığı sorunu yaşanabilir. Bu durumun temel nedeni büyüyen rahimin karın ve göğüs boşluklarını birbirinden ayıran diyafram kasını yukarı doğru itmesidir. Ayrıca Gebelik sırasında vücudunuzun oksijen gereksinimi daha da artacağından daha hızlı ve sık nefes almaya başlarsınız.

Nefes darlığı ya da çok kolayca nefes nefese kalma çoğu zaman hafif bir fiziksel aktivite ile bile ortaya çıkabilir.Birkaç basamak merdiven çıktığınızda bile nefes nefese kalabilirsiniz. Bu durum zararsızdır ve bebeğiniz üzerinde olumsuz bir etkisi yoktur.

Birden fazla bebek bekleyen yani çoğul Gebeliği olan anne adaylarında durum daha erken ortaya çıkabilir ve tek bebek bekleyen anne adaylarına göre daha şiddetli olabilir. benzer şekilde anemisi olan yani kansızlık sorunu yaşayan anne adaylarında da nefes darlığı daha erken ortaya çıkıp daha şiddetli seyredebilir.

Çoğu zaman Gebeliğin son birkaç haftası içinde bebek aşağıya doğru indiğinde nefes alıp vermede bir rahatlama yaşanır. Bu rahatlama özellikle ilk kez GEBElik yaşayanlarda belirgindir.

Daha önceden bilinen bir solunum sistemi hastalığınız varsa, nefes darlığının yanı sıra göğüs ağrısı, şiddetli çarpıntı, ellerde ve ayaklarda uyuşma gibi ek yakınmalara varsa böyle bir durumda doktorunuzun görüşünü almanız yararlı olabilir.

 

GEBElikte karın ağrıları

Karın ağrısı GEBElik süresince hemen her dönemde karşılaşılabilecek bir yakınmadır. Özellikle Gebeliğin erken dönemlerinde pekçok kadın karın ağrısından yakınır.

Erken dönemlerde ortaya çıkan karın ağrısı adet gecikmesini takip eden ilk birkaç gün içinde bile ortaya çıkabilir. Çoğu kadın bunu adet olacakmışım ancak olamıyormuşum şeklinde tarif eder.

Gebelikte görülen karın ağrısı ve rahatsızlığın en önemli nedenlerinden birisi rahimi yerinde tutan bağların gerilmesidir. Rahim büyüdükçe onu yerinde tutan ve çevreleyen zarlarda gerilmeye neden olur. Bu gerilme kişi tarafından ağrı şeklinde algılanır. Bu tür ağrılar bıçak saplanır tarzda şeklinde tanımlanır. Gerilme ağrıları her dönemde görülebileceği gibi en sık 12-20. haftakar arasında saptanır. Tek tarafta ya da her iki yanda görülebilir. Ani bir hareket ya da gerinme ile ortaya çıkabilir. Bu ağrıların herhangi bir klinik önemi yoktur.

Öte yandan kabızlık ve mide yanması da zaman zaman karın ağrısına neden olabilir. GEBEliğin ileri dönemlerinde büyüyen rahimin yarattığı bası nedeni ile kaburgaların alt kısımlarınd ada ağrılar hatta acı hissedilebilir. Yine ileri dönemlerde braxton hicks kasılmaları olarak adlandırılan rahim kasılmaları da ağrıya ya da karında rahatsızlığa neden olabilir. Bebeğin sürekli bir noktaya vurması da o bölgede hassasiyete yol açabilir.

Büyümüş olan uterus zaman zaman çevre dokulara ve sinirlere bası yaparak ağrıya yol açabilir. Kasıklarda ve bacaklarda karıncalanma iğnelenme şeklinde his değişiklikleri fark edilebilir.

Bunlar Gebelik sırasında normalde görülebilecek ve herhangi bir önemi olmayan ağrılardır. Ancak karın ağrısı çok değişik nedenlere bağlı olarak ortaya çıkabilir ve hem bebeğin hem de annenin sağlığını tehdit eden bir durum olabilir.

Örneğin belirli aralıklarla gelip giden ve karının alt kısmında şiddetli kramplar şeklinde hissedilen ağrılar düşüğün ya da erken doğumun belirtisi olabilir. Yine çok erken dönemde karın ağrısı dış Gebeliğin bir belirtisi olabilir. Son dönemlerde ise plasentanın erken ayrılması, ya da preeklampsi belirtisi olabilir.

Bunlar dışında Gebelik ile ilgisi olmayan nedenler de karın ağrısına yol açabilir. Apandisit, böbrek taşı, idra yolu enfeksiyonu, dejenere olan miyomlar, hatta mide delinmesi bile karın ağrısı şikayeti ile kendini belli eder. Bu nedenle her ne tür olursa olsun karın ağrısı şikayetiniz ortaya çıktığında mutlaka doktorunuzla irtibata geçmeli ve onun görüşünü almalısınız.

 

GEBElikte kabızlık

GEBElik sırasında kadınların en sık yakındığı konuların başında gelenlerden birisi de kabızlık yani konstipasyondur. Bu durumun temel nedeni GEBElik sırasında salgılanan progesteron hormonunun düz kaslar üzerinde yarattığı etkidir. Düz kaslar vücudumuzda kendi kontrolümüz dışında çalışan kaslardır ve bu nedenle istemsiz kaslar olarak da adlandırılırlar. Mide, barsaklar, idrarı böbreklerden mesaneye taşıyan üreterler istemsiz yani düz kaslara örnek olarak gösterilebilir.

Progesteron hormonu vücuttaki hemen hemen tüm düz kaslarda yavaşlamaya neden olur. Bu nedenle barsaklarınız içindeki besin artıkları GEBElik öncesi dönemde olduğu kadar hzılı ilerleyemez. Bu durumun doğal sonucu da kabızlıktır.

Öte yandan GEBElik ilerleyip rahim büyüdükçe barsaklar üzerinde yarattığı baskı da başka bir konstipasyon etkeni olabilir.

Kabızlığa yol açan etkenleriden bir diğeri de beslenme alışkanlığıdır. yeteri kadar lif ve sıvı alınmaması dışkının sertleşmesine neden olur.

GEBElik sırasında kullanılan demir ilaçları da kabızlığa neden olabilirler.

Kabzılık GEBElik sırasında herhangi bir dönemde ortaya çıkabilir. Dönem dönem azalıp artış gösterebilir.

Önlemler
GEBElik sırasında konstipasyon yakınmasını en aza indirmek için bazı önlemler alınabilir. Bunlardan en önemlisi bol miktarda lif yani fiber tüketmektir. Bol miktarda meyve ve sebze yemek soruna yardımcı olacaktır.

Bir diğer önlem de yeterli miktarda sıvı almaktır. GEBE bir kadın günde en az 8-10 bardak su içmelidir.

Düzenli egzersiz yapan kadınlarda da kabızlık sorununa dah az rastlanmaktadır.

Tüm bu önlemler işe yaramadığı taktirde doktorunuz dışkıyı yumuşatacak ve Gebelik sırasında kullanımı güvenli olan ilaçlar önerebilir.

 

GEBElik ve göbek deliğinde ağrı

Göbek deliği ağrısı bir başkasından duyduğunuzda kulağa komik gelebilir ama GEBElik sırasında böyle bir ağrıdan yakınan kadınların sayısı hiç de az değildir.

GEBElik ilerleyip rahim büyüdükçe karın gerilmeye başlar. Bu gerilmenin doğal sonucu olarak göbek deliğinde de gerilme meydana gelir. Gebelik 20 hafta civarına ulaştığında hem arkadan rahimin baskısı hem de gerilme nedeni ile göbek deliğinde hassasiyet meydana gelebilir. Ayrıca büyümesi sırasında karnı kaplayan kaslarda hafif bir ayrılma meydana gelebilir. Bu ayrılma da göbek deliğindeki hassasiyete neden olabilir.

Gebelik ve rahim büyümeye devam ettikçe hassasiyet azalır ancak göbekte meydana gelen değişimler devam eder. GEBElik öncesinde çukur bir göbek deliğiniz olsa bile bu düzleşebilir. Hatta Gebeliğin sonlarına doğru göbek deliğiniz dışarıya doğru çıkıntı yapabilir. Bazı kadınlar zaten şiş olan karınlarındaki bu ek çıkıntıyı eğlenceli bulurken bazı kadınlar da özellikle ince kıyafetler giyildiginde dışarıdan belli olmaması için küçük bir yara bandı ile bastırmayı tercih ederler. Böyle bir uygulamanın herhangi bir zararı yoktur.

Göbek deliğindeki bu zararsız değişimler genelde doğumdan sonra kaybolurlar

 

Gebelik ve Hemoroid (Basur)

Hemoroid ya da halk arasında söylendiği adıyla basur aslında oluş mekanizması ve şekil olarak bacaklarda ya da vücudun diğer kısımlarında görülen varislerden farklı bir patoloji değildir. Temel olarak hemoroid rektum ve anüs çevresindeki toplardamarların genişlemesi ve kanın bu genişlemiş damar yapıları içinde göllenmesidir. Rektumun içinde olabileceği gibi anüsten dışarıya doğru da sarkabilir. Dışarı sarkan bu hemoroidlerin büyüklüğü zaman zaman br üzüm tanesi kadar iri olabilir. Sayıları ise bir yada birden fazla olabilir. Bu dışarı sarkan damar pakeleri dışarıdan yumuşak kitleler olarak hissedilirler. İçeride olup dışarıdan görünmeyenlere internal hemoroid, dışarıya doğru sarkanlara ise eksternal hemoroid adı verilir.

Hemoroid Gebelikte sıklıkla karşımıza çıkan bir durumdur. Bazı kadınlarda Gebeliğin ilk dönemlerinde ortaya çıkmakla beraber genelde karnın iyice büyüdüğü ve basıncın arttığı son dönemlerde daha sık görülür. Daha önceden hiç hemoriod sıkıntısı olmayan bazı kadınlarda ise doğumun ikinci evresinde ıkınma sırasında ortaya çıkabilmektedir. Gebelik ya da doğum sırasında ortaya çıkan hemoroidlerin önemli bir kısmı lohusalık dönemi sonrasında kendiliğinden kaybolmaktadır.

Hemoroidler Gebelikte neden sık görülür?
Gebelik hem bacaklarda varislerin oluşmasını hem de hemoroid gelişimini artıran bir dönemdir. Çok nadiren dış genital bölgedeki damarlarda da varisler ortaya çıkabilmektedir. Rahim büyüdükçe karın içi organlar üzerinde basınç etkisi yaratır. Özellikle vena cava adı verilen ve kirli kanı vücudun alt kısımlarından kalbe taşıyan ana toplardamar üzerindeki bu basınç nedeni ile vücudun alt kısmındaki tüm toplardamarların içindeki kan akımı yavaşlar. Sonuçta karşı karşıya olduğu direnç artan ve içindeki kan akım hızı yavaşlayan bu damarların duvarları genişler ve şişer.

Gebelikte sık karşılaşılan bir başka yakınma olan kabızlık da hemoroid gelişimini tetikleyebilir. Burada uzun süreli ıkınma sonucu karın içi basınç artarak damarların şişmesine neden olabilmektedir.

Tüm bunlara ek olarak Gebelik sırasında yüksek miktarlarda salgılanan progesteron hormonu toplardamarların duvarlarındaki minik kasların gevşemesine neden olur. Bu etki ise damarların çok daha kolaylıkla genişlemesine yardım eder. Progesteron aynı zamanda barsakların da yavaşlamasına yol açarak kabızlık durumunu arttırmaktadır.

Doğum sırasında ikinci evrenin uzun sürmesi, zor doğum olması gibi durumlar da zaman zaman hemoroidlerin lohusalık döneminde ortaya çıkmasına neden olabilir.

Temel olarak hemorod için risk fakörleri

  • Kabızlık
  • Liften fakir beslenme tarzı
  • Obezite
  • Gebelik
  • Doğum sırasımnda epizyotomi açılmasını gerektirecek derecede zor doğumlar
  • Geçirilmiş rektal cerrahi
  • Yada aile öyküsünün pozitif olmasıdır

Hemoroidin belirti ve bulguları nelerdir?
İnternal hemoroidler basrağın son kısmı yani rektumun içindedir. Bunlarda ağrı sinirleri olmadığı için genelde ağrısız seyredeler. Dışkı içinde kan olması, hafif kaşıntı ve yanma, sümüğümsü bir akıntı ya da ıslaklık en sık karşılaşılan yakınmalardır. Bu iç hemorodiler zaman zaman makattan dışarıya sarkabilirler. Bu durumda ele gelen kitle fark edilebilir. Damar içindeki kan pıhtılaşır ise şiddetli ağrıya neden olabilir. Dışarıya sarkma durumu prolapsus, bu türden hemoroidlere ise prolabe hemoroid adı verilir. Dışkılama sırasında ya da kişi uzun süre ayakta durduğunda hemoroid prolabe olabilir ve bu durum genelde ağrılıdır.

Eksternal hemoroidler ise sıklıkla ele gelen kitle, dışkılama sırasında ağrı ve kaşıntı ile kendilerini belli ederler. Ani basınç artışı ya da şidetli kaşıma gibi travmalar sonrasında damar çeperi yırtılarak kanamaya neden olabilir. Bir diğer yakınma da dışkılamanın tam olmadığı şeklinde bir histir. Kanamalara bağlı kansızlık ve bunun getirdiği halsizlik, çabuk yorulma gibi yakınmalar görülebilir. Hem ishal hem de kabızlık yakınmaların şiddetini arttırabilir.

Hemoroid oluşumunu azaltan önlemler var mıdır?
Evet. Alacağınız bazzı önlemler ile bu rahatszılık verici durumun ortaya çıkma riskini azaltabilirsiniz.

  • Kabızlığı mümkün olduğunca azaltmaya çalışın. Bunun için yüksek lifli gıdalar ve bol su tüketmeniz gereklidir. Düzenli egzersiz yapmak da kabızlık riskini azaltır. Eğer bunlara rağmen şiddetli kabızlık devam ediyorsa probiyotik kullanımı ya da dışkı yumuşatan ilaçlar yararlı olacaktır.
  • Dışkılama ihtiyacı ortaya çıktığında beklemeyin. Tuvalette uzun süre ıkınmamaya dikkat edin
  • Kegel egzersizleri ile kaslarınızı güçlendirin
  • Çok uzun süreler ile oturmayın ya da ayakta durmayın. Sürekli oturarak çalışıyorsanız saatte bir kalkıp 5-10 dakika dolaşın
  • Sola dönük yatmaya dikkat edin

Yakınmaları azaltmak için neler yapabilirsiniz?
Hemoroid varlığı ve yakınmaya neden olması durumunda yapabileceğiniz bazı uygulamalar vardır ve bunlar genelde rahatlama sağlar

Soğuk uygulaması: Etkilenmiş bölgeye günde birkaç kez buz uygulaması ağrıyı ve rahatsızlık hissini gidermede oldukça etkilidir. Soğuk aynı zamanda genişlemiş olan damarların büzülmesine de yardımcı olur.

Sıcak oturma banyosu: Tıpkı soğuk gibi ılık oturma banyoları da ağrının giderilmesinde etki sağlar. Soğuk ve sıcak arka arkaya uygulandığında etkisi daha belirgin olur

Tuvalet sonrası temizlik: Temizlik hafif nemli ve yumuşak bir tuvalet kağıdı ile yapılmalıdır.

Pakelerin içeri itilmesi: Eğer dışarıya prolabe olmuş damar pakeleri varsa bunların hafifçe içeriye itilmesi ağrısı azaltacaktır. Ancak bu sırada yıtlıtma ve kanamaya yol açma riski vardır.

Tüm bu önlemler işe yaramaz ise doktorunuz size rahatlatıcı bazı kremler verebilir

Hemoroidler sık görülmekle birlikte genelde Gebelik ve bebek açısından risk yaratmazlar ve normal doğum için bir engel oluşturmazlar.

 

 Gebelikte burun kanaması

Gebe bir kadının günün herhangi bir anında ortada hiçbirşey yokken birden burnunun kanamaya başlaması çok da nadir karşılaşılmayan bir durumdur.Bu kanamalar birkaç damla olabileceği gibi zaman zaman çok daha şiddetli olabilir. Kanamalar bazı kadınlarda ara sıra görülürken bazı kadınlar ise hemen hemen hergün benzer kanama atakları yaşayabilirler. Tekrarlayan burun kanamaları Gebelikte çok sık karşılaşılan yakınmalardan birisidir ve can sıkıcı olmasına karşın çoğu zaman anne adayı ve bebek açısından zararsızdır.

Gebe olsun ya da olmasın hemen hemen herkes hayatının bir döneminde burnundan kan gelmesi durumu ile karşılaşmaktadır. Bir o kadar kişi de sümkürmediği taktirde fark etmediği kanamalar geçirmektedir.Çok nadir olarak da kişiyi ve çevresindekileri panikletecek kadar şiddetli kanamalar olabilir.

Gebelikte neden burun kanar?
Normal popülasyona göre Gebelerde burun kanamasına daha sık rastlanmaktadır. Bunun temel nedeni bebeğin ve anne adayının sağlığı açısından Gebelik sırasında damarlarda dolaşan kan miktarının artmasıdır. Kan miktarı arttıkça burun mukozası içindeki ince ve yüzeyel kan damarlarının maruz kaldığı basınç da doğal olarak artar. Zaman zaman bu ince damarlar artan basınca direnemez ve damar duvarı yırtılarak kanamaya neden olur. Burun mukozasının kuru kalması, şiddetli sümkürme, burnu ve ağzı tıkayarak hapşırma gibi faktörler de basınç artışına pozitif etki ederek kanamayı tetikleyebilir.

Gebelikteki burun kanamalarını kan hacmindeki artıştan sonra en sık tetikleyen durum burun mukozasının kronik kuruluğudur. Ayrıca sigara kullanımı da damarların kırılganlığını arttırmaktadır.

Burun kanamasının etkileri nelerdir?
Gebelik sırasında burun kanaması yaşayan kadınların ne kendileri ne de bebekleri açısından endişelenmelerini gerektirecek bir durum yoktur. Genelde kanamanın miktarı son derece azdır. Çok nadiren de olsa kendiliğinden ya da alınan basit önlemler ile durmayan kanamalar olabilir.

Kanama durumunda neler yapmak gerekir?

  • Öncelikle oturmak gerekir. Uzanılması durumunda kalp ile burun hemen hemen aynı seviyeye geleceğinden önerilmez
  • Burun kökünün yani burun kemerinin üzerinden kuvetlice bastırarak beklemek gerekir. Bu bekleme süresi yaklaşık 10 dakika kadar olmalıdır. Baskı daha erken kaldırılırsa kanın pıhtılaşması için yeterli süre sağlanamadığından kanama durmayabilir.
  • Burun köküne buz uygulanması damarların büzüşmesine neden olacağından kanamanın durmasına yardımcı olacaktır
  • Kanama devam ederken uzanmanız kanın yutağa doğru akmasına neden olur. Bu kanın yutulması bulantı ve kusmayı tetikleyebilir
  • Kanama durduktan sonra yaklaşık 10-12 saat kadar sümkürmemeye dikkat edin

Burun kanaması önlenebilir mi?

Alınacak bazı basit önlemler ile burun kanamalarının önüne geçilebilir. Bunlar

  • Çok şiddetli şekilde sümkürmemek
  • Hapşırırken ağız ve burnu kapatmayarak basıncın burun delikleri yolu ile atılmasına olanak sağlamak
  • Özellikle gece yatarken havanın kurumasını engellemek. Bunun için özellikle kış aylarında ısıtıcıların üzerine geniş bir kapta su koymak ya da soğuk buhar makinesi yardımı ile odanın nemini arttırmak yeterli olacaktır.
  • Burun mukozasının kurumasını önlemek için burna tuzlu su ya da deniz suyu sıkmak
  • Yeteri kadar sıvı almak ve bol su içmek
  • Fazladan C vitamini almak damarların yapısını güçlendirerek kanamaların azalmasına yardımcı olabilir. Bunun için günde fazladan alacağınız 250 mg C vitamini yeterlidir. Doktorunuzla bu konuyu görüşebilirsiniz

Burun kanaması nasıl tedavi edilir?
Burun kanamaları genelde hastanede tedaviyi gerektirmeyen sorunlardır. Ancak basit önlemler ile durmayan ya da sık tekrarlayan kanamalar varlığında tıbbi müdahale gerekebilir. Kanamanın durmadığı hallerde burun içine tampon konulması genelde tedavi sağlar.Öte yandan durmayan ya da sık tekrarlayan kanamalarda Kulak Burun Boğaz uzmanları tarafından bazı kimyasallar kullanılarak açık damar uçlarının kapatılması yoluna gidilebilir.

Gebelik ve Hashimoto hastalığı

Kanda yüksek antitiroid antikor varlığı ile düşük riski arasındaki ilişkinin bilimsel olarak gösterilemesinin üzerinden çeyrek yüzyıldan fazla zaman geçmesine ve konu ile ilgili pek çok bilimsel yayın literatürde yer almasına rağmen hala daha günümüzde Hashimoto hastalığı yani otoimmün tiroidit tüm dünyada gerekli önemi görmemekte ve Gebe ya da anne olmayı planlayan kadınlarda ihmal edilmektedir.

Hashimoto Tiroidit’i ya da Hashimoto hastalığı tiroid bezini etkileyen otoimmün bir hastalıktır. Otoimmün hastalıklar vücudun kendi ürettiği maddeleri ve kendi dokularını sanki yabancı ve mücadele edilmesi gereken maddeler ya da dokular gibi algılayarak bunlara karşı antikor üretmesi ve fonksiyonlarını engellemeye çalışması olarak tanımlanabilir. Bu nedenle Hashimoto tiroiditi aynı zamanda kronik otoimmün tiroidit ya da kronik lenfositik tiroidit olarak da adlandırılır.

Ek bir bilgi olarak hastalığın adı bu hastalığı ve mikroskopik bulgularını ilk kez 1912 yılında tanımlayan patoloğun adından gelmektedir.

Hashimoto hastalığı tüm dünyada hipotiroidi yani tiroid hormonu azlığının en önemli nedenidir.

Hashimoto hastalığı nedir?
Az önce belirttiğim gibi Hashimoto hastalığı tiroid bezini etkileyen otoimmün bir hastalıktır. Tiroid bezi boynun ortasında yerleşmiş minik bir salgı bezidir. T3 ve T4 adı verilen hormonları üretir. Bu hormonlar temel olarak vücudun enerjiyi nasıl kullanacağını ayarlayan hormonlardır. Kalp hızı, vücut sıcaklığı ve metabolizma üzerinde etkilidirler.

Hashimoto hastalığında vücut tiroid bezini oluşturan hücereleri yabancı hücreler gibi algılayarak bunlara karşı antikor üretir. Bu anti-tiroid antikorlar tiroid bezi içindeki hormon üreten hücreleri savaşılması gereken yabancı hücreler olarak algılayarak zarar verirler ve normal işlev görmelerini ve hormon sentezlemelerini engellerler. Sonuçta tiroid bezinin hormon üretme potansiyeli bozulur. Zaman içinde tiroid bezi içinde oluşan hasar kanda dolaşan tiroid hormonu seviyelerinin düşmesine ve hipotiroidi adı verilen durumun ortaya çıkmasına neden olur.

Hipotiroidi yani kanda tiroid hormonlarının azalması, kalp hızında azalma, beyin fonksiyonlarında yavaşlama, vücudun besinleri enerjiye dönüştürme ve yakma potansiyelinde azalma da dahil olmak üzere vücudun tüm fonskiyonlarının yavaşlamasına neden olur.

T3 ve T4 hormonlarının üretimi beynin değişik bölgelerinden salgılanan başka hormonların kontrolündedir. Beynin hipotalamus bölgesinden salınan TRH yine beyindeki hipofiz bezini uyararak TSH (Thyroid stimulating hormone) üretimini uyarır,TSH ise direkt tiroid bezini uyararak T3 ve T4 salınımını kontrol eder.

T3 ve T4 salınımı ve kan düzeyi olması gerekenden az olduğunda, beyin tiroid hormonu üretimini daha da uyarmak için TSH salınımını arttırır ve kanda TSH yükselir. Daha fazla çalışan tiroid bezi boyut olarak da büyüyebilir ve sonuçta guatr ortaya çıkabilir.

Hashimoto hastalığı neden olur?
Hashimoto hastalığı genel olarak genetik yatkınlığı olan kişilerde çevresel faktörlerin otoimmün süreci uyarması ile ortaya çıkar. Tetiği çeken asıl mekanizmanın ne olduğu tam bilinmemektedir. Yaş, cinsiyet gibi faktörlerin de önemli olduğu düşünülmektedir.

Bağışıklık sistemi normalde virüsler, bakteriler yabancı cisimler gibi zarar verebilecek maddelere karşı vücudu korumak üzere çalışır. Otoimmün hastalıklarda ise hatalı olarak vücudun kendi kısımlarına saldırı söz konusudur. Hashimoto hastalığında hedef tiroid bezidir.

Genel olarak hastalığa neden olabileceği düşünülen faktörler şunlardır:

  • Genler: Bazı insanların genetik olarak bu hastalığa yatkın olduğu düşünülmektedir ancak hangi genlerin hangi mekanizma ile buna neden olduğu şu an için belli değildir.
  • Cinsiyet: Cinsiyet hormonlarının hastalığın gelişiminde rol oynayabileceği düşünülmektedir. Bu durum gerçek ise hastalığın kadınlarda neden 7 kat fazla görüldüğünü açıklayabilir.
  • Gebelik: Gebelik tiroid hormon fonksiyonlarını etkileyebilir. Bazı kadınlarda tiroid problemleri doğum sonrasında ortaya çıkabilmektedir. Bu problemler genelde bir süre sonra normale dönerken %20 hastada ilerleyen yıllarda Hashimoto görülmektedir. Bu durum Gebeliğin tiroid hastalıklarını tetikleyebileceğini düşündürmekedir.
  • İyot ve ilaçlar: İyot tüketimi ve bazı ilaçların hastalığı tetiklediği yönünde düşünceler vardır.
  • Radyasyon maruziyetinin otoimmün tiroid hastalıklarını tetiklediği düşünülmektedir.

Hastalığın belirtileri nelerdir?
Hashimoto hastalığının beliriti ve bulguları hipotiroidi ile aynıdır. Hastalığın ilerlemesi çok yavaş olduğundan gerçek bir hipotiroidinin ortaya çıkması yıllar sürebilir.

Hipotiroidi yakınmaları hormon eksikliğinin seviyesine bağlı olarak değişkenlik gösterir ancak en sık karşılaşılan yakınmalar şunlardır

  • Halsizlik
  • Kronik yorgunluk
  • Unutkanlık
  • Normalden fazla üşüme, soğuk intoleransı
  • Kabızlık
  • Ciltte kuruluk ve solukluk
  • Konuşmanın yavaşlaması
  • Sıvı tutulumu ve ödem
  • Kilo artışı, kilo verememe
  • Soluk ve şiş bir sürat
  • Eklem ve kas ağrıları
  • Adet kanamalarının normalden uzun ve miktar olarak fazla olması
  • Gebe kalmada güçlük
  • Nabız yavaşlaması
  • Depresyon

Dediğim gibi pek çok hastada bu bulguların ortaya çıkması yıllar alabilir. Guatr adı verilen tiroid bezinin büyümesi genelde ilk ortaya çıkan bulgudur. Guatr varlığında boynun ön kısmı şiş olarak görünür. Bu şişlik o bölgede bir dolgunluk hissine ve yutma güçlüğüne neden olabilir. Ağrı nadiren ortaya çıkar.

Bulguların şiddeti, hastalığın ilerlemesi ile birlikte artış gösterir

Hashimoto hastalığı kimlerde görülür?
Hashimoto hastalığı en sık genç-orta yaşlı ve üreme çağındaki kadınlarda görülür. Kadınlarda erkeklerden 7 kat fazladır. Hashimoto hastalığı olan kişilerin ailelerinde genelde tiroid ya da diğer otoimmün hastalıklar da görülür. Bu otoimmün hastalıklardan en sık karşılaşılanlar şunlardır:

  • Vitiligo: Cilde rengini veren hücrelerin tahrip olması nedeni ile görülen lekeler
  • Romatoid artrit
  • Addison Hastalığı: Böbrek üstü bezlerini etkileyen ve vücudun stres ile mücadelesini, kan basıncı ve su tuz dengesini ayarlayan hormonlar ile ilgili bir hastalık.
  • Tip 1 diabet (şeker hastalığı)
  • Graves hastalığı. Hashimoto’nun aksine tiroid hormonlarının aşırı salınması ile sonuçlanan başka bir tiroid hastalığı
  • Pernisiyoz anemi: Vitamin B12 emiliminin bozulması ile ilgili bir hastalık
  • Lupus: eklemler, cilt, damarlar gibi vücudun pek çok sisteminin etkileyen bir hastalık

Hashimoto tanısı nasıl konur?
Hashimoto hastalığı tanısı kanda yapılacak tiroid hormon testleri ile konur. Bunlar genel olarak iki değişik grup testtir

Tiroid fonksiyon testleri: Kanda TSH ve T4 düzeyine bakılır. TSH yüksekliği, normalden az çalışan tiroid bezinin belirtisidir. Tiroid fonksiyonları düşünce beyne daha çok tiroid hormonu üretilmesi için mesaj gider. Bunun sonucunda beyinden daha fazla TSH salgılanır. Hastalığın ilk dönemlerinde hafif yüksek TSH ve normal T4 düzeyleri saptanabilir. Buna subklinik hipotiroidi adı verilir. Zaman içinde tiroid hasarı arttıkça artık daha fazla T4 üretemez ve TSH artarken T4 iyice düşer

Tiroid antikorları: Hashimoto varlığında hastanın kanında tiroid bezine karşı antikorlar saptanır. Bazı kişilerde antikor olmasına rağmen klinik olarak Hashimoto olmayabilir.

Hashimoto hastalarının hemen tamamında tiroid peroksidaz antikorları (anti-TPO) saptanırken yaklaşık %50-70 olguda antithyroglobulin antikorları da pozitif olarak saptanır.

Kanda tiroid hormon azlığı ile birlikte anti-tiroid antikor varlığı saptanması ile Hashimoto tanısı konur.

Hashimoto nasıl tedavi edilir?
Hashimoto hastalığı tedaviye çok kolay ve iyi yanıt veren bir hastalıktır ve günlük ağızdan alınan levothyroxine tabletleri ile tedavi edilir. Bu sentetik T4 hormonudur ve hasar görmüş tiroid bezi tarafından üretilemeyen hormonu yerine koymaya yarar. Hastanın tüm yaşamı boyunca bu ilacı alması gereklidir. İlacın dozu hastanın yaşı, kilosu, hastalığın şiddeti, Gebelik, diğer ilaçların kullanımı gibi pek çok etkene bağlı olarak endokrinoloji uzmanı tarafından ayarlanır ve takip edilir.

Tedavinin etkinliği ve ilaç dozu belirli aralıklarla yapılacak TSH ve T4 ölçümlerine göre değerlendirilir.

Hashimoto tanısı almış bir kadın GEBE kaldığında Gebeliğin seyri boyunca anneyi, bebeği ya da her ikisini birden etkileyebilecek problemler ortaya çıkabilir. Bu problemler aktif olarak tedavi edilmeyen kadınlarda doğal olarak daha fazla görülür. Hastalığın iyi olan tarafı dikkatli bir yaklaşım ve takip ile çok kolaylıkla ve yüksek başarı ile tedavi edilebilmesidir.

Tedavi edilemeyen Hashimoto hastalığı anne adayında kalp yetmezliği, koma ve ölüme kadar uzanabilen değişik problemlere yol açabilir, öte yandan üreme sağlığı açısından bakıldığında kısırlık, düşük ve bebekte doğum defektleri görülebilir.

Gebelik sırasında oluşan değişimler normalde tiroid hormonlarında hafif azalmaya neden olabilir ve tiroid bezi hafif büyüyebilir ancak bu büyüme guatr kadar değildir ve genelde dışarıdan ya da muayene ile hissedilmez ve bu değişimler Gebeliğin seyrini ve bebeği etkilemez.

Halsizlik yorgunluk gibi Gebelik sırasında normal olan yakınmalar tiroid bozukluklarının gözden kaçmasına neden olabilir. Bu nedenle Gebe kalmadan önce ya da Gebeliğin hemen başında Tiroid fonksiyon testlerinin yapılması önemlidir.

Tiroid hormonları Gebelikte yaşamsal öneme sahiptir. Anne karnındaki bebeğin beyin ve sinir sistemi gelişimi için tiroid hormonu şarttır. Gebeliğin ilk dönemlerinde, kendi tiroid hormonunu üretmeye başlayıncaya kadar bebek bu ihtiyacını anneden karşılar. 10-12. hafta civarında bebekte tiroid üretimi başlar ancak yine de tiroid hormonlarının ana ham maddesi olan iyot açısından bebek anneye bağımlıdır. Bu nedenle Gebeler günlük 250 mikrogram iyoda gereksinim duyarlar.

Bazı kadınlarda doğumdan sonraki ilk yıl içinde tiroid sorunları ortaya çıkar. Buna postpartum tiroidit adı verilir.

Hashimato hastalığı olan bir kadın Gebe kalabilir mi?
Elbette. Hashimoto hastalığı olan kadınlar GEBE kalıp bebek sahibi olabilirler. Ancak bunun planlı bir GEBElik olmasında yarar vardır. Gebe kalmadan önce yapılacak jinekolojik kontrolde tiroid fonksiyonları da kontrol edilmeli ve bir problem varsa Gebe kalmadan önce tedavi edilmelidir.

Fark edilmeyen ya da uygun şekilde tedavi edilemeyen Hashimoto hastalığı Gebelik sırasında annede bazı sorunlara neden olabilir. Bunlar arasında en sık görülenler:

  • Preeklampsi (Gebelik zehirlenmesi)
  • Anemi (kansızlık)
  • Düşük
  • Plasentanın erken ayrılması
  • Doğum sonrası aşırı ve kontrol edilemeyen kanamalardır

Bebek açısından ise

  • Erken doğum
  • Düşük doğum ağırlığı
  • Ölü doğum
  • Doğum defektleri
  • Tiroid sorunları

gibi ciddi problemlere neden olabilir

Gebelikleri sırasında kontrolsüz hipotiroidisi olan kadınların bebekleri normal tiroid fonksiyonlarına sahip kadınların bebeklerine göre daha fazla doğum defekti riski taşırlar. Yarık damak ve böbrek anomalisi gibi bazı doğum defektlerinin hipotiroidi ile direkt ilgili olabileceği düşünülmektedir. Benzer şekilde bazı beyin sorunları da hipotiroidiye bağlı olarak ortaya çıkabilir. Bu tür bebeklerin uzun dönem takipleri sonucu ileriki yaşantılarında gelişim ve zeka ile ilgili ciddi sorunlar olabileceği de ileri sürülmektedir. Bu bebekler Gebelik öncesi ya da en azından çok erken dönemlerinde fark edilip tiroid hormon replasmanı yapılmasından büyük yarar görürler.

Öte yandan yeni yapılan çalışmalarda Hashimoto hastalığındaki anti tiroid otoantikor varlığının Gebe kalmayı geciktirdiği ya da engellediği yönünde bulgular vardır.

Abalovich ve arkadaşları yaptıkları araştırmada hipotiroidinin saptanmadığı ya da saptansa bile yetersiz tedavi edildiği durumlarda bebeğin kaybedilmesi riskinin %60 olduğunu iddia etmektedir. Leung ve arkadaşlarına göre de tiroid seviyeleri normal olan kadınlar ile karşılaştırıldığında hipotiroidi olan kadınlarda Gebeliğe bağlı yüksek tansiyon görülme riski %22 artmaktadır. Allan ve arkadaşları ise çalışmalarında anne karnında bebek ölümü ile hipotiroidi arasındaki ilişkiye dikkat çekmektedirler.

Tüm bu nedenler ile Gebe kalmaya karar veren kadınların jinekolojik muayeneye gitmeleri ve diğer testlerin yanısıra tiroid fonksiyonlarının da kontrol edilmesinde büyük yarar vardır. Gebe kalmak isteyenlerde TSH düzeyinin 2.5 mİU/L altında olması istenir.

Amerikan Tiroid Cemiyetine göre tüm Gebe kadınların %10-20’sinde Gebeliğin ilk üç aylık döneminde antitiroid antikorlar (Hashimoto antikorları) saptanmaktadır. Antikor bakılmadan sadece kandaki TSH düzeyi baz alındığında bu kadınlar tiroid fonksiyonları normal yani euthroid (otiroid) olarak kabul edilirler. Gebeliğin başında herşey normal ve hiçbir bulgu yokken hastalık yavaş yavaş ilerleyip tiroid bezini iyice hasarlayabilir. Sadece TSH bakıldığında Hashimoto hastalığının tanısı kolaylıkla atlanabilir.

2011 yılında British Medical Journal’da yayınlanan bir araştırmada tiroid antikorlarının düşük riskini %290 arttırdığı ileri sürülmektedir.

Gelişmiş ülkelerde otoimmün tiroid hastalıklar hipotiroidinin en önemli nedenidir. Bu durum çoğu zaman kötü obstetrik sonuçlar ile ilişkilidir. Biyokimyasal olarak kandaki hormon düzeyleri normal olsa bile antitiroid antikor varlığı özellikle tiroid peroksidaz antikor varlığı, düşük, erken doğum ve nörolojik gelişim bozuklukları ile ilişkili bulunmuştur.

Amerikan Tiroid Derneği Hashimoto hastalığı kadınlarda ilk 20 hafta süresince her 4 haftada bir kanda TSH ölçümü yapılmasını önermektedir.

Yine aynı dernek Gebelik trimesterine göre kandaki TSH düzeylerinin şu seviyelerde tutulmasının önemini vurgulamaktadır:

1. Trimester 0.1-2.5 mİU/L
2. Trimester 0.2-3.0 mİU/L
3. Trimester 0.3-3.0 mİU/L

Tadavide amaç Gebelik haftasına göre TSH düzeylerini bu aralıkta tutmaktır.

Tedavi açısından bakıldığında ise levothyroxine Gebelikte kullanımı güvenli bir ilaçtır. Gebelik, ilaca olan gereksinimde değişimlere neden olabileceğinden yakın takip gerektirir.

Özetleyecek olursak tiroid bozuklukları Gebelikte görülen endokrinolojik hastalıklar arasında ikinci sırada yer alır. Aşikar hipotiroidi tüm Gebeliklerin %0.3-0.5’inde saptanırken, subklinik hipotiroidi görülme sıklığı %2-3 civarındadır. Hipotiroidinin en sık karşılaşılan nedeni Hashimoto hastalığıdır.

Hashimoto hastalığının hem tanısı hem de tedavisi aslında çok kolaydır. Önemli olan nadir olmayan bu durumu akılda tutmak ve gerekli tetkikleri yapmaktan kaçınmamaktır.

 

GEBElikte tansiyon düşüklüğü:

GEBElik sırasında kan basıncının düşmesi yani hipotansiyon sık karşılaşılan bir durumdur.

Dalgalanan hormon düzeyleri ve dolaşım sisteminde meydana gelen değişiklikler genelde kan basıncının düşmesine neden olur. Bu durum en sık Gebeliğin ilk ve ikinci üç aylık döneminde karşımıza çıkar.

Gebelik sırasında kan basıncının düşmesi genelde ciddi sağlık sorunlarına neden olmaz ve kolaylıkla tedavi edilebilir. Ancak çok düşük olan tansiyon bazen sorun yaratabilir ve kadında rahatsızlık verici yakınmaları yol açabilir.

Gebelikte kan basıncının düşmesinin nedeni nedir?
Kadının vücudu GEBEliğe adapte olurken pek çok değişiklikler ortaya çıkar. Bu nedenle GEBE bir kadının düzenli olarak doktor kontrolünde olması önemlidir. Bu kontroller sırasında yapılması gereken en önemli şeylerden bir tanesi kadının kan basıncının yani tansiyonunun her kontrolde mutlaka ölçülmesidir. Ne yazık ki zaman zaman bu önemli ayrıntının ihmal edildiğine şahit oluyorum.

Kan basıncı kadının enerji düzeyine, yaşam tarzına, stres seviyesine ve sinirli olup olmamasına göre gün içerisinde değişkenlik gösterebilir.

Gebeliğin ilk 24 haftasında genellikle tansiyon normalden biraz daha düşüktür. Bunun en önemli nedeni dolaşım sisteminde meydana gelen değişimler, damar duvarlarının gevşemesi ve genişlemesidir.

Öte yandan oturur ya da yatar pozisyonda an bir anda ayağa kalkmak ani tansiyon düşüklüğüne neden olabilir.

Kan basıncının düşüklüğü çok yaygın olmakla birlikte bazı durumlar Gebe kadınlarda tansiyonun daha da düşmesine neden olabilir bunlar:

  • Alerjik reaksiyonlar
  • Enfeksiyonlar
  • Uzun süre yatak istirahati
  • Sıvı alımında azalma
  • Yetersiz beslenme kansızlık
  • Bazı hormon bozukluklari
  • Kalp hastalıkları
  • Kanama olabilir.

Ayrıca alınan bazı ilaçlar da kan basıncı de düşmeye neden olabilir bu nedenle doktorunuza mutlaka kullandığımız ilaçlar hakkında yeterli bilgi vermelisiniz.

Kan basıncında aşırı düşüklük özellikle Gebeliğin erken dönemlerinde dış Gebelik gibi ciddi durumların belirtisi olabilir.

Gebelik sırasında normal kan basıncı ne olmalıdır?
Amerikan Kalp Cemiyeti’ne göre normal kan basıncı büyük 120 küçük 80 civarında olmalıdır.

90/60 milimetre civanın altı genelde düşük kan basıncı olarak kabul edilir. Ancak aslında bu durum pek çok insan için normaldir.

Gebeliğin erken dönemlerinde kadının kan basıncı bu değerlerin birazcık daha altında olabilir.

Düşük kan basıncının belirtileri nelerdir?
Genelde kan basıncının düşük olması endişelenecek bir durum olmamakla beraber özellikle ilk defa bu durumla karşılaşan kadınlarda zaman zaman rahatsızlık verici yakınmalara neden olabilir. Bunlar arasında en sık karşılaşılan şunlardır:

  • Baş dönmesi
  • Bulantı
  • Göz kararması ve baygınlık hissi (özellikle aniden ayağa kalkma durumunda)
  • Gün içersinde artan genel bir yorgunluk hali
  • Nefes nefese kalma, kısa ve hızlı nefes alıp verme
  • Susuzluk hissi
  • Soğuk solgun bir cilt
  • Çift ya da bulanık görme
  • Genel bir depresyon hali

Riskler ve bebek üzerindeki etkileri nelerdir?
Düşük tansiyon sorunu yaşayan kadınlardaki en önemli risk faktörü ani göz kararması ve bayılmaya bağlı düşmedir. Özellikle oturur ya da yatar pozisyonda aniden ayağa kalkıldığında bu tür göz kararmaları sık görülür.

Bunun dışında ne anne ne de bebek açısından ciddi bir komplikasyona neden olmaz.

Tedavi nedir?
Gebelik sırasında görülen tansiyon düşüklüğü için tıbbi bir ilaç tedavisine gerek yoktur. Gebeliğin son üç ayında tansiyon çoğu zaman normale döner.

Ancak altta yatan kansızlık ya da hormonal bozukluk gibi bir problem varsa bunun tedavi edilmesi gerekir.

Eğer herhangi bir ilacın tansiyon düşüklüğüne neden olduğu düşünülüyorsa alternatif ilaçlar tercih edilebilir.

Tansiyon düşüklüğü yaşayan GEBE kadınların biraz daha kendilerine dikkat edip daha yavaş hareket etmeleri önemlidir.

Yataktan zıplar gibi kalkmak yerine önce oturup yavaş yavaş kalkmak çoğu zaman göz kararmasını engellemek için yeterlidir.

Baygınlık hissi geldiğinde oturmak ya da uzanarak derin derin nefes alıp vermeye çalışmak, sol yana dönüp yatarak kalbe giden kan akımını arttırmak çoğu zaman yararlı olur.

Bol ve rahat kıyafetler giymek, çok fazla yorulmadan zaman zaman dinlenmeye zaman ayırmak gereklidir.

Yeteri kadar sıvı alımı tansiyon düşüklüğü ile mücadele etmede yardımcı olur. Bulantı nedeniyle yeteri kadar su içilemiyor ise Gebelik sırasında tüketilebilen bitki çaylarının içilmesi önem kazanır.

Azar azar ama sık sık yemek yemek çoğu zaman yardımcı olur.

Suda içmek ya da alınan tuz miktarını biraz arttırmak da düşünülebilir.

Kan basıncının çok düştüğü ve basit önlemlerle yükselmediği durumlarda damardan sıvı takviyesi son çare olarak düşünülebilir.

Genel olarak bakıldığında GEBElik sırasında tansiyon düşüklüğü çok ciddi olmayan ve anne adayı ve bebek açısından herhangi bir sorun yaratmayan geçici bir durumdur.

 

BEBEKTE GÖRÜLEBİLECEK SORUNLAR

Amniyotik band sendromu:

Amniyotik band sendromu üzücü sonuçlara yol açabilen ancak oldukça nadir görülen bir tablodur. Görülme sıklığı değişik kaynaklarda farklı olarak verilmektedir. Bazı yazarlar 1200 canlı doğumda bir görüldüğünü ileri sürmektedirler bu oldukça yüksek bir orandır. Sendromun gerçek görülme sıklığı ise 5000 ile 10.000 canlı doğumda bir olarak kabul edilmektedir.

Gebeliğin erken döneminde kendiliğinden olan düşükler de göz önüne alındığında oranların biraz daha yüksek olabileceği düşünülmektedir. Sendrom çok değişik isimlerle anılmaktadır. Amniyotik band sendromu en çok kullanılan terminoloji olmakla birlikte, ADAM kompleksi(amniyotik deformite, adhezyon, mutilasyon), aniyotik band sekansı, amniyotic distuption complex, konjenital amputasyon, konjenital kontrakte band, transvers terminal defekt gibi çok değişik şekillerde tarif edilmektedir.

Oldukça nadir görülmekle birlikte genelde sonuçları dramatiktir. Tanım olarak amniyotik band sendromu, bebeğin kol ve bacaklarında hafif ödemden, kol ve bacaklar başta olmak üzere fetal kısımların tamamen kaybolmasına kadar uzanan konjenital anomalileri kapsar.Meydana gelen band fetal dokuları sararak sıkar ve o seviyeden asagiya kan, ve dolayisi ile oksijen akımını keser.Etkilenen vücut kısmının hareket kabiliyeti azalır.Sonuç olarak bandın bulunduğu yerden aşağı seviyelerde gelişim durur.

Örneğin eğer band bebeğin bir dirseğine dolanırsa, olayın şiddetine göre ya kolun dirsekten aşağı kısmı hiçbüyümez (otoamputasyon) ya da deformite oluşur.Eğer oluşan fibröz band fetusun boynuna ya da hayati öneme sahip kısımlarından birine dolanırsa bebek anne karnında kaybedilebilir.

 

Çok hafif olan durumlarda ise parmaklarda yapışıklık gibi doğum sonrası ameliyat ile düzeltilebilecek düzeyde anomaliler görülür. Sendromun en sık görülen formunda ise bebek doğduktan etkilemiş kısımlarda sanki çok sıkı bir lastik geçirilmiş gibi oluklar görülür.

Genel olarak ifade etmek gerekir ise ortaya çıkan problem bandın nerde olduğuna ve ne kadar sıkı olduğuna bağlıdır.Nedeni tam olarak bilinmemekle birlikte geçerli olan teori, Gebeliğin çok erken dönemlerinde amniyon zarının herhangi bir nedenle yırtılması ve serbest şekilde sallanan parçaların fetal kısımları sarmalayıp sıkıştırması olarak kabul edilmektedir.Bu yırtılma sonrası amniyon zarı kendini yeniler ancak fetusa bağlanan kısımlar olduğu gibi kalır.

Bugüne kadar bu sendroma yol açabileceği belirlenen kanıtlanmış herhangi bir risk faktörü yoktur. Benzer şekilde genetik faktörlerin etkisini düşündürecek kanıtlar da mevcut değildir. Ancak bazı teratojen ilaçların durumdan sorumlu olabileceği ileri sürülmüştür. Bu konuda çalışmalar devam etmektedir.

Amniyotik band sendromu tetkarlama eğilimi olan bir tablo değildir. Birkez amniyotik band sendromlu bebek dünyaya getirenlerde diğer bebeklerde de benzer durumun görülme olasılığı artmaz.

Amniyotik band sendromunda tanı ultrasonografik inceleme esnasında duvardan başlayıp kesenin içinde ilerleyen ve fetusda biten band şeklinde yapıların görümesi ile konur.Ayrıca etkilenen kısmın alt seviyelerindeki organ deformiteleri inceleme esnasında saptanabilir. Asimetrik deformite varlığında amniyotik band araştırılmalıdır.

Ayırıcı tanıda ise band gibi görülen amniyon zarı katlantılarına dikkat edilmelidir.

 

Tedavi konusunda yapılabilecek fazlaca birşey yoktur. Hastalığın ileri formlarında durum fark edildiğinde Gebeliğin sonlandırılması düşünülebilir. Hafif formlarda ise anne karnında cerrahi girişim ile bu bandların kesilmesi deneysel aşamada devam etmektedir.

Benzer durumlar 
Erken Gebeliklerde ultrasonografilerde amniyotik band benzeri yapılar sıklıkla saptanırlar. Ancak bu yapılar ikinci trimesterda kaybolurlar. Büyük olasılıkla band olarak değerlendirilen bu yapılar amniyon zarının kıvrıntılarıdır. İlk trimesterda ultrasonda görülen bu yapılar nedeni ile hemen amniyotik band sendromu tanısı koymak doğru değildir.

Zaman zaman ultrasonografide saptanan görüntüler amniyotik bandı düşündürebilir ancak bunlar gerçek amniyotik band değildir. Örneğin uterus içinde bulunan yapışıklıklar (sineşi) yanlış değerlendirme sonucu amniyotik band zannedilebilir. Gebeliğin gidişatında kritik öneme sahip değildirler ve nadiren probleme neden olurlar. Yarattıkları en önemli problem bebeğin baş yerine başka bir kısmının önde gelmesidir.

Ultrason incelemesinde bebekte herhangi bir anomalinin olmaması ayırıcı tanıda rol oynar. Çok büyük sineşiler bebekte gelişme geriliğine yol açabilirler. Doppler ultrasonografi incelemesinde gerçek amniyotik bandta kan akımı saptanmaz iken, sineşide oldukça yoğun bir akım bulunur ve bu ayırıcı tanı için tipik bir bulgudur.

 

GEBELİKTE DİŞ SAĞLIĞI

Diş tedavilerinde lokal anestezi

Bölgesel uyuşma sağlayan lokal anestezik ilaçlar diş hekimleri tarafından tedavide sıkça kullanılmaktadır. Günümüzde kullanılan lokal anesteziklerin hemen hepsi son derece güvenli ve alerjik reaksiyona neden olmayan ilaçlardır.

Ancak konu GEBE kadınlar olduğunda bu gevenli ilaçların kullanımı da ister istemez akıllarda soru işaretleri oluşturmaktadır.

American Hospital Formulary Service (AHFS) ilaç bilgi kataloğunda lokal anestezik ilaçlar ile ilgili olarak özetle şöyle denilmektedir:

“Lokal anestezik ilaçların Gebelik sırasında ve doğumdan önce kullanılmalarının bebek gelişimi üzerinde olumsuz etki yaratıp yaratmayacağı ve bu ilaçların bu açıdan güvenli olup olmadığı konusunda bir karara varabilecek yeterli araştırma yoktur. Bu nedenle bu tür ilaçlar GEBE kadınlarda kullanılırken dikkatli olunmaldır. Genel olarak herhangi bir bölgeye enjekte edilen lokal anestezikler teorik olarak plasentayı geçebilirler. Ancak dişhekimliğinde kullanılan çok küçük miktarlardaki lokal anesteziklerin çok büyük bir olasılıkla gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz etkileri yoktur.”

Bu nedenle tüm tedavilerde ve işlemlerde olduğu gibi bebek üzerinde olumsuz bir etkisinin olması beklenmemekle birlikte, organ oluşumunun gerçekleştiği ilk trimesterda acil bir durum olmadıkça diş tedavileri ve lokal azestezik uygulamalarından kaçınılması ve bu tedavilerin eğer mümkünse Gebeliğin 13-28. haftaları arasında yapılması daha akılcı bir yaklaşım olacaktır.

Sayfamızı Paylaşın