Adres
  • Ordu Bulvarı Cad. No:22/1A
    Genelioğlu Apt Afyonkarahisar

Gebeliğe Dair Her Şey

Gebelikte saç boyatılabilir mi ?

Bu bölümde Gebelik sırasında zaman zaman kadınların akıllarına takılan ve doktorlarına yönelttikleri soruları ve cavaplarını bulabilirsiniz.

Gebeyken emzirmeye devam edebilir miyim?

Anne ile yeni doğan bebeği arasındaki en güçlü bağlar emzirme ile kurulur. Emzirmenin anne sağlığına, anne sütü almanın da bebek sağlığına olan yararları tartışmasızdır. Son dönemlerde üretilen mamalar anne sütüne yakın besleyici özelliklere sahip olsa da emzireme özellikle doğum sonrası ilk 6 ayda önemlidir. Bu eylem ideal şartlarda uygulandığında Gebelikten korunma konusunda da oldukça etkili bir doğum kontrol yöntemidir.

Sütün Gebelikten koruduğu halk arasında yaygı bir inanış olmakla birlikte daha önce de söz ettiğimiz gibi belirli kritlerler karşılanmadığı sürece bu koruyuculuk çok alt sevyiyelere inmekte ve maalesef kadın yeniden Gebe kalabilmektedir. Sonuçta emziren ve Gebe olan bir kadın bu kez her iki bebeği ile ilgiliendişeler duymaya başlar

Emzirirken Gebe kalmak sanıldığı kadar nadir görülen bir durum değildir. Bu Gebeliklerin çok önemli bir kısmı plansız Gebelikler olduğundan genelde sonlandırılmaktadır. Annelerin bu yeni Gebeliği sonlandırmak istemelerinin altında yatan ana sebep ise çok küçük ve kendilerinin bakımına muhtaç olan ve emzirmeyi istedikleri bir bebeklerinin olmasıdır.

Halk arasında yaygın olan ve bazı hekimlerce de desteklenen görüş emziren bir kadın Gebe kaldığında emzirmeye devam ettiğinde bunun düşük ya da erken doğuma neden olabileceği, hatta anne karnında gelişmekte olan bebeğin gelişiminin olumsuz etkilenebileceği, sütün kalitesinin bozulması nedeni ile emen bebeğin de beslenmesinin yetersiz olacağı bu nedenle emzirmeye son verilemesi gerektiğiydi.

Oysa son zamanlarda yapılan araştırmalar bu inanışın doğru olmadığını göstermektedir. Memeyi sütten dışarı atan hormon olan oksitosin aynı zamanda rahim kasılmalarını sağlayan hormondur. Ancak emzirmenin rahimde hafif kasılmaya neden olmak dışında düşüğü ya da erken doğumu tetiklediğine dair herhangi bir bilimsel veri mevcut değildir.

Gebelik sırasında emzirmenin anne karnındaki bebeğin gelişimini olumsuz etkileyeceği hatta “zehirleyeceği” yönünde bir inanış olmakla birlikte bu tamamen bir şehir efsanesidir ve gerçekle hiçbir ilişkisi yoktur. Sütün kalitesinde ve bağışıklık sistemini etkileyen içeriğinde bir miktar azalma saptanmış olsa da bu azalma emen bebeğin gereksinimlerini karşılamak için oldukça yeterli bulunmaktadır.

Gebelik sırasında emzirmenin en önemli olumsuzluğu anneye getireceği ek yorgunluk ve halsizliktir. Annenin çok daha fazla dinlenmeye ihtiyacı vardır. Bununla birlikte hem kendi, hem emzirdiği bebek hem de karnında gelişimine devam eden bebeğin beslenme gereksinimlerini karşılamak durumundadır. Bu nedenle beslenmesine çok dikkat etmeli tercihan bir beslenme uzmanının kontrolü altında Gebeliğine devam etmelidir. Günlük kalori gereksinimlerinin altına düşmemeli, öte yandan kontrolsüz bir şekilde de kilo almamaya özen göstermelidir.

Gebeliğin ikinci üçaylık dönemine girildiğinde süt miktarında azalma olması normaldir. Böyle bir durumda eğer ilk bebek hala daha ek gıdalara geçmemiş ise süt yetersiz geleceğinden bebeğin beslenmesinin bir çocuk hastalıkları uzmanı tarafından değerlendirilmesi ve ek gıdalara başlaması uygun olacaktır.

Bugün için kabul edilen genel bilimsel görüş, düşük tehdidi, erken doğum riski , plasenta previa gibi ek bir risk faktörü bulunmaması ve anne adayının emzirmeyi sürdürmeyi istemesi durumunda, uygun beslenmenin sağlanması koşulu ile emzirmeye Gebeliğin sonuna kadar izin verilebileceği şeklindedir. Doğum sonrasında her iki bebek de emzirilmeye devam edilebilir. Farklı yaşlardaki iki bebeğin emzirilmesi işlemine “Tandem Nursing” adı verilmektedir ve bunun beslenme gereksinimindeki artış dışında hiçbir sakınca yoktur.

 

Gebelik ve sigara

Günümüzde tüm dünyadaki kadınların yaklaşık %12’sinin sigara kullandığı tahmin edilmektedir. Bu oran gelişmiş ülkelerde çok daha fazladır.Tahminler sadece Amerika Birleşik Devletlerinde tüm kadınların %23’ünün sigara tiryakisi olduğu yönündedir.Bu tahminin en korkutucu yanı sigara kullanan kadınların büyük bir kısmının Gebelikleri süresince de bu alışkanlıklarından vaz geçmedikleri gerçeğidir. Gebelikte sigara kullanımı tüm dünyada ciddi bir halk sağlığı problemidir. Sigara sadece kadının değil doğmamış bebeğin de sağlığını ciddi anlamda tehdit eden bir faktördür.

Amerika Birleşik Devletlerinde yapılan istatistikler kadınların Gebelikleri süresince sigara içmemeleri halinde yenidoğan ölümlerinin %10 oranında azalacağını göstermektedir.

Her nefeste içinize çektiğiniz sigara dumanı yaklaşık 2500 değişik kimyasal madde içermektedir. Bu maddelerden hangilerinin bebeğiniz için zararlı olduğu tam olarak bilinmemekle birlikte nikotin ve karbonmonoksitin kötü Gebelik öyküsü için ana risk faktörü olduğu kabul edilmektedir.Karbonmonoksit araçların egzozundan çıkan gazın aynısısır.

Sigara içindeki pekçok maddenin etkisi ile vücuta bazı değişikikler yaratır. Bu değişikliklerin en kısa vadede gerçekleşeni ve dikkat çekeni dolaşım sistemi üzerindeki etkisidir. İlk çekilen nefesle birlikte damarlarda ve bronşlarda bir büzüşme meydana gelir.Kan basıncında hafif bir artış ortaya çıkarken kanın oksijen taşıma kapasitesi belirgin derecede azalır. Bu durum ciddi problemlere neden olabilmekle birlikte çoğu zaman yetişkinler tarafından tolere edilebilir. Ancak Gebe bir kadının ve karnındaki bebeğin tolere etmesi çok daha güçtür.

Sigaranın Gebelikteki etkileri nelerdir?
Gebelik sırasında sigara içtiğinizde bebeğinize giden ve büyümesi için geresinim duyduğu kan, oksijen ve besin maddelerinde azalmaya neden olursunuz.

Sigara içmeniz durumunda bebeğinizin düşük doğum ağırlığı ile doğma riskini yaklaşık 2 kat arttırırsınız. 1998 yılında ABD’de Gebelikleri süresince sigara kullanan annelerden doğan bebeklerin %12’si düşük doğum ağrılığı ile dünyaya gelmiştir.

Yaşına göre düşük doğum ağrılıklı dünyaya gelen bebekler doğum sonrası bazı sağlık problemleri açısından yüksek risk taşırlar. Bunların en önemlileri serabral palsi (felç), zeka geriliği ve hatta ölüm riskidir.

Öte yandan sigara içilmesi erken doğum riskini de %30 oranında arttırır. Bununla birlikte Gebeliğin 16. haftasında sigarayı bırakan bir anne adayının bebeğinindüşük doğum ağrılıklı olma riski hiç sigara kullanmayan bir anne adayı ile aynı düzeye iner. Yani sigaray bırakmak için hiçbir zaman geç değildir.

Erken doğum riskinin yanı sıra sigara bazı doğumsal anomalilerin görülme riskini de arttırmaktadır. Yeni yapılan bir çalışmada Gebeliğin ilk 3 ayı boyunca sigara içen kadınların bebeklerinde daha fazla yarık damağa rastlandığı bildirilmiştir.

Sigaranın Gebelikteki olumsuz etkileri bunlarla sınırlı değildir. Gebelikte ortaya çıkabilen bazı problemler sigara içen kadınlarda daha fazla görülür. Örneğin sigara içen kadınların düşük yapma olasılığı içmeyenlere göre daha fazladır. Benzer şekilde plasenta previa ya da plasentanın erken ayrılması durumu da sigara kullanan kadınlarda 2 kat fazla karşılaşılan bir durumdur. Plasentanın erken ayrılması durumunda hem anne adayının hem de bebeğin hayatı ciddi oranda tehlikeye girer.

Sigaranın Gebelikteki belki de en korkutucu etkisi ölüm doğum riskinde yarattığı artıştır. Gebelikleri süresince sigara içen kadınların bebeklerinin herhangi bir dönemde anne karnında hayatını kaybetme şansı sigara içmeyenlere göre çok daha fazladır.

Doğum sonrası etkileri
Sigara ve tütün ürünlerinin olumsuz etkileri sadece Gebelik ile sınırlı değildir. Gebeliğiniz boyunca sigara içmiş, ve herhangi bir sorun yaşamadan bebeğinizi dünyaya getirmiş olmanız bundan sonra sorun yaşamayacağınızın garantisi değildir çünkü Gebeliği süresince sigara içen kadınlardan doğan bebeklerde “ani bebek ölümü sendromu” görülme riski yaklaşık 2 kat artmaktadır. Ani bebek ölümü sendromu bulunabilen herhangi bir neden olmaksızın bebeğin hayatını kaybetmesidir.Doğum sonrası bebeğin bulunduğu ortamda sigara içilmesi de ani bebek ölümü sendromu riskini arrtırmakla birlikte bebeğin sigara dumanına anne karnındayken maruz kalması daha büyük risk yaratmaktadır.

Ani ölüm dışında bu bebeklerde doğum sonrası astım gibi bazı kronik sağlık problemlerine de daha fazla rastlanmaktadır. Anneleri Gebelikleri süresince sigara içen çocukların okul performansları da yaşıtlarına göre daha düşük olmaktadır. Bu çocuklarda matematik başta olmak üzere öğrenme bozuklukları izlenmektedir.Yine benzer şekilde bu çocuklarda davranış bozuklukları ve antisosyal davranışlara da daha sık rastlanmaktadır.

Sigaranın etkilerini özetleyecek olursak

  • Sigara düşük riskini arttırır
  • Sigara yarık damak gibi bazı doğumsal anomalilerin görülme riskini arttırır.
  • Sigara erken doğum riskini arttır
  • Sigara plasenta previa ve abrubtio plasenta riskini arttırır.
  • Sigara düşük doğum ağrılığı görülme oranlarını %30 arttırır
  • Sigara anne karnında bebek ölüm riskini arttırır.
  • Sigara çocukta ileri dönemlerde astım ve benzeri kronik hastalıkların görülme riskini arttırır
  • Sigara çocuğun ileriki yaşamında öğrenme yeteneğinde azalmaya neden olur.
  • Sigara çocuğun hiperaktif olmasına neden olabilir.
  • Sigara çocukta davranış bozukluğu görülme riskini arttırır.
  • Sigara çocuğunuzunda ileride sigara bağımlısı olma riskini arttırır.

Yapılan çalışmalar günde içilen sigara sayısı ile risk arasında doğru bir ilişki olduğunu göstermektedir. Yani na kadar çok sigara içerseniz yukarıdaki problemlerle karşılaşma riskiniz o kadar artmaktadır. Ancak bir günde içtiğiniz sigara sayısını azaltmanız riski azaltmakla birlikte tamamen bırakmadığınız sürece sıfıra indirmez. Sigara kullanımının güvenli bir sayısı yoktur. Günde 3-5 tane sigaranın zararı olmaz demek mümkün değildir ancak doğal olarak karşı karşıya kalacağınız risk daha az olacaktır. İdeal olan Gebe kalmadan önce sigaraya veda etmektir.

 

İşte Gebeyken sigarayı bırakmanız için 10 neden

Sigarayı bıraktığınızda bebeğiniz de bırakmış olacaktır
Bebeğiniz doğduğunda yaklaşık 200 gram daha ağır olacaktır
Bebeğinizin doğum sonrası hastanede kalış süresi daha kısalacaktır
Gebeliğiniz daha rahat geçecektir.
Gebeliğiniz daha sağlıklı geçecektir.
Bebeğinizin karnınızda ya da doğumdan sonra ölme riski azalacaktır
Doğum sonrası bebeğinizde astım ve alerji gibi hastalıkların görülme riski azalacaktır.
Sütünüz daha sağlıklı olacaktır
Hastalık riskiniz azalacağından çocuğunuzun büyümesini daha keyifli izleyebileceksiniz
Sigaraya vereceğiniz parayı bebeğiniz için harcayabileceksiniz.

 

Gebelikte alkol kullanımının güvenli sınırı var mı?

Anne karınında gelişimine devam eden bebeğin alkole maruz kalması, doğum defektleri, entellektüel ve nörogelisimsel kısıtlılığın en önemli ve önlenebilir sebebidir.

İlk kez 1973 yılında tanımlanan fetal alkol sendromu anne karnında alkole maruz kalan bebeklerde görülen bazı doğum defektlerini tanımlamak için kullanılmıştır. Ancak daha sonraki çalışmalar Gebelik sırasında alkole maruz kalmanın sadece doğum defektlerine değil çok geniş spektrumda gelişimsel bozukluğa neden olabileceğini ortaya koymuştur. Günümüzde bu durumlar fetal alkol spektrum bozukluğu olarak tanımlanır.

Bu durumun tanısı için değişik derneklerin farklı tanı kriterleri mevcuttur

The American Academy of Pediatrics (AAP) fetal alkol spektrum bozukluklarının önlenmesi ve tedavi yaklaşımları ile ilgili yeni bir klinik rapor yayınladı.

AAP’nin son ve güncel raporunun belki de en önemli maddesi Gebeliğin herhangi bir döneminde herhangi bir miktarda alkol kullanımının asla güvenli olmadığı.

University of Texas Health Science Center doktorlarının da dikkat çektiği üzere Gebelik sırasında alkol kullanımı bebeklerde görülen önlenebilir doğum defeklerinin ve entellektüel ve nörogelisimsel bozuklukların en önemli nedenidir.

Gebeliğin erken dönemlerinde alkol kullanımına son verilmesi hem anne hem de bebekte alkole bağlı sorunların daha az görülmesi ile sonuçlanır. Gebeliğin ilk 3 aylık döneminde alkol tüketilir ve sonrasında buna son verilirse bebekte hiç alkol tüketmeyenlere göre FASD (Fetal Alkol Spektrum Disorder) görülme riski 12 kat fazla olmaktadır. Gebeliğin ikinci üç aylık döneminde de alkol kullanılırsa bu risk 61 katına, tüm Gebelik boyunca tüketildiğinde ise hiç tüketmeyenler ile kıyaslandığında 65 katına çıkmaktadır.

Bilinen tüm bu risklere rağmen Amerikan kaynaklarına göre Amerikalı her 10 Gebeden biri Gebeliği sırasında alkol kullanmaya devam etmektedir.

Yayınlanan son raporun öncekilerden en önemli farkı alkol kullanımı ile anne karnındaki bebek arasındaki ilişki anlaşıldıkça tanımlanan yeni durumlar ve buna bağlı gelişen terminolojidir. Buna göre Fetal Alkol Spektrum Disorder başlığı altında incelenen durumlar şunlardır:

  • Fetal Alkol Sendromu (FAS)
  • Kısmı fetal alkol sendromu
  • Alkola bağlı doğum defekti (alcohol-related birth defects,ARBD)
  • Alkole bağlı nörogelişim bozukluğu (alcohol-related neurodevelopmental disorder, ARND)
  • Prenatal alkol maruziyetine bağlı nörödavranış bozukluğu (neurobehavioral disorder associated with prenatal alcohol exposure (ND-PAE)

Bunlar arasında en iyi bilineni tipik yüz görünümü ile seyreden fetal alkol sendromudur

Pediatrics dergisinin 19 Ekim 2015 tarihli sayısında yayınlanan bu yeni rapordan çıkan özet şu şekildedir:

  • Fetal alkol spektrum bozuklukları topluma, aileye, ekonomiye, sağlık sistemine önemli yük bindiren ciddi bir sağlık sorunudur
  • Alkole bağlı doğum defektleri ve gelişim bozuklukları tamamen önlenebilir ve bunun tek yolu Gebe kadının alkol kullanmamasıdır.
  • Gebelik sırasında kullanımı güvenli kabul edilebilecek bir alkol miktarı, türü, ya da zamanı yoktur. Alkol tüketilmediğinde Fetal alkol spektrum bozuklukları da görülmez
  • Gebelik sırasında güvenli kabul edilebilecek bir miktar yoktur.
  • Gebeliğin hiçbir döneminde alkol tüketimi güvenli kabul edilemez
  • Fetal alkol spektrum bozuklukları riski bira, şarap, rakı ya da herhangi bir alkollü içecek için aynı düzeydedir.
  • Alkol tüketimine Gebeliğin ne kadar erken döneminde son verilirse risk de o kadar azalmaktadır.
  • Hiç alkol tüketmeme ile karşılaştırıldığında ilk 3 ay, ilk 6 ay ve tüm Gebelik boyunca alkol tüketenlerde risk sırası ile 12, 61 ve 65 kat artmaktadır.
  • Gebelik sırasında alkole maruz kalmaya bağlı ortaya çıkan sorunlar tüm hayat boyunca devam eder
  • Fetal alkol spektrum bozuklukları ile ilgili her durumda erken tanı ve tedavi sonuçlarda olumlu gelişme sağlar
  • Gebelik sırasında alkol kullanımının riskleri çok iyi ortaya konmuş olmasına rağmen Gebelerin bir kısımı hala daha alkol tülketeye devam etmektedirler (bu durum sigara için de aynıdır)

 

Gebelik ve evcil hayvanlar

Modern toplumlarda olduğu gibi ülkemizde de evcil havyan besleme alışkanlığı giderek yaygınlık kazanmakta. Pek çok insan evinde kedi, köpek, kuş gibi hayvanlarla beraber yaşamakta. Bu durum evdeki bireylerin sağlığı açısından herhangi bir kaygı yaratmamakla birlikte bireylerden bir Gebe kaldığında ya da Gebe kalmayı planladığında bu sevimli dostlarımız kadının ve bebeğin sağlığı açısından ciddi endişelere neden olabilmekte.

Evde beslediğiniz evcil hayvanınız eğer düzenli veteriner kontrolünden geçiyorsa, belirli hastalıklara karşı düzenli olarak ilaçlarını alıyor ve aşılanıyorsa sizin ve bebeğiniz için tehlike oluşturması uzak bir olasılıktır. Ancak tehlikeyi en aza indirmek yine sizin elinizdedir. Alacağınız bazı basit önlemler sizi ve bebeğinizi koruyacaktır.

Kedi: Eğer evinizde bir kedi besliyorsanız bu minik dostunuzun sizin için yaratacağı en büyük risk toksoplazmozis adı verilen hastalıktır. Bir parazit enfeksiyonu olan toksoplazmozis düşüklere neden olabileceği gibi bebeğin beyninde de bazı hasarlara yol açabilir. Kediler toksoplazmozis için taşıyıcı vektör görevi görürler. Kendileri hasta olmadan parazitin kendi vücutlarında üremesini sağlarlar. Üreyen parazitler kedinin dışkısı ile atılır ve bu dışkı ile temas eden insanlara bulaşır. Genelde ticari mamalar ile beslenen ve dışarısı ile temas etmeyen kedilerde toksoplazmosiz olmaz. Ancak kediniz bu paraziti çiğ et, ya da çiğ süt yoluyla da alabilir.
Toksoplazmosis parazitini bulaştıran tek etken kediler değildir. Çiğ et ya da uygun şekilde yıkanmamış çiğ sebze ve meyveler özellikle salata yoluyla da toksoplazmosize yakalanabilisiniz. Kedi tırmalaması da çoğu zaman sorun yaratmamakla birlikte cildin bütünlüğü bozulduğundan enfeksiyonlara karşı duyarlı hale gelir. Kedi tırmaladığında mutlaka zaman kaybetmeden tırmalanan yer sabun ile yıkanmalıdır.

Eğer Gebeyseniz ve evde bir kediniz varsa aşılarının mutlaka tamam olmasına dikkat edin. Kedinizin dışkısını yaptığı kumu günde 2 defa değiştirin ve değiştiriken mutlaka eldiven kullanın. Kedinizin kumunu değiştirdikten sonra mutlaka ellerinizi yıkayın. İdeal olan kedinizin kumunu sizin değil başka bir bireyin değiştirmesidir.

Köpek: Köpeklerden insana gelebilecek en büyük risk kuduzdur. Sadece Gebeler değil tüm bireyler bu ölümcül hastalığa karşı önlem almalı tanımadıkları köpekler ile temas etmekten kaçınmalıdır. Ayrıca köpeklerden insanlara kist hidatik ve diğer bazı parazit enfeksiyonları bulaşabilir. Gebelik bu durumlar açısından fazladan bir risk oluşturmaz. Ortaya çıkan bu enfeksiyonlar da bebeğiniz açısından ciddi bir risk artışına neden olmaz.

Kuşlar: Kuşlar evlerde beslenmek üzere en fazla tercih edilen hayvanlardır. Teorik olarak kuşlardan insanlara bazı hastalıkların bulaşması mümkün olmakla birlikte pratikte pek rastlanılan bir durum değildir. Kuşlardan insanlara en fazla bulaşma olasılığı olan hastalık Psittakozis’tir.Hemen hemen her kuş türü klamidya psittaci adı verilen bir mikroorganizmanın neden olduğu bu hastalığın taşıyıcısı olabilmekle birlikte en sık papağanlardan bulaşır. Bugüne kadar Gebelikte görülen psittakozis enfeksiyonu sayısı son derece azdır. Genelde grip benzeri bulgular verir. Son dönemlerde hasta ya da ölü bir kuşla temas öyküsü olan bir hastada zaatürre bulguları saptandığında psittakozisten şüphelenilmelidir. Psittakozisin Gebelikteki etkileri konusunda elde yeterli veri yoktur ancak kafesin temizlenmesi sırasında eldiven kullanılması, ve temizlik sonrası ellerin mutlaka yıkanması yeterlidir. Gebelik evinizdeki kuşu başka bir yere göndermenizi gerektirmez.

Kemirgenler: Son zamanlarda hamster ya da benzeri kemirgenlerin evde beslenmesi giderek popülarite kazanan bir alışkanlıktır. Genelde zararsız olan bu hayvanlar özellikle Gebe kadınlar açısından risk taşırlar. Bu riskin adı Lenfositik Koriyomenenjit virüsüdür (LCMV) ve gelişmekte olan bebeği olumsuz yönde etkileyebilir. Erişkin bir insan bu virüsle karşılaştığında ya hiçbir belirti görülmez ya da hafif grip benzeri belirtiler ortaya çıkabilir. Ancak asıl tehlike bebek açısındandır. LCMV ile enfekte olan bebekte en sık görülen bulgu görme bozukluklarıdır. Bunun yanı sıra serabral palsi, zeka geriliği ve sara benzeri nöbetler gibi sinir sistemini etkileyen bozukluklar olabilir. İlk kez 1933 yılında fark edilen bu virüsü insanlar enfekte kemirgen ile tames ederek ya da enfekte hayvanın bulunduğu ortamdaki havayı soluyarak alabilirler. Bu nedenle Gebe olan kadınların evlerinden ve bulundukarı ortamlardan bu tür kemirgenleri uzaklaştırmaları uygun olur.

Sürüngenler: Son zamanlarda bazı çevrelerde popülarite kazanan bir başka alışkanlık da iguana gibi sürüngenlerin evcil hayvan olarak beslenmesidir. Tüm sürüngenlerde olduğu gibi minyatür dinazorlara benzeyen iguanaların da barsak sistemi içinde salmonella adı verilen bir bakteri normalde bulunur.Salmonella genelde ishal, bulantı, kusma ve halsizlik gibi belirtilerle kendini gösteren ve çoğu zaman basit önlemler ile tedavi edilebilen besin zehirlenmelerine neden olur. Yaşlılar, bağışıklık sistemi sorunu olanlar, 5 yaşından küçük çocuklar ve Gebe kadınlar ise salmonella enfeksiyonu açısından yüksek risk grubunu oluşturular. Salmonella enfeksiyonu Gebe kadınlarda ciddi enfeksiyonlara ve düşüklere neden olabilir. Gebe kadınların iguana ve benzeri sürüngenler ile temas etmemesi uygun olur.

Tüm bunların yanısıra her türlü hayvan ve bunların tüyü insanlarda alerjik yakınmalara neden olabilir.

Gebelikte kedi beslemek güvenli midir?

Evcil kedi insanın en eski dostlarından birisidir. Antik Mısır’dan beri kedilerin insanlarla içiçe yaşadığı bilinmektedir. Apartman yaşamı evcil hayvan beslemek isteyenler için de kedileri en cazip hayvanlardan birisi haline getirmiştir. Bugün ülkemizde de pekçok evde kedi beslenmektedir. Yine ülkemizde belki de önemli sorunlardan birisi de sokak hayvanları ve kedilerdir.

İnsanlar ile bu derece içli dışlı olan kediler Gebe kadınlarda her zaman korku yaratır. Bu korkunun nedeni kedilerden insanlara bulaşan ve düşük, ölü ya da sakat doğumlara neden olan bir enfeksiyondur.

Bu enfeksiyonun adı toksoplazmadır. Kediler toksoplazmaya neden olan Toxoplasma gondii adlı parazitin üremek için kullandığı tek canlıdır.

Kediler toksoplazma enfeksiyonu için ideal üreme yeri olmasına karşın hastalığın insanlara bulaşmasındaki tek yol değildir. Aslında toksoplazma insanlara kedilerden değil kedi dışkısı ile temas etmiş çiğ sebze ve meyveler ile bunları yiyip enfeksiyona yakalanmış hayvanların etlerinin iyice pişirilmeden yenmesi ile bulaşır.

 

Gebeyken evdeki kedinizi göndermeniz ya da ondan uzak durmanız gerekmez.

  • Kediler toksoplazmayı çiğ etten alırlar.Bu nedenle toksoplazma sadece kemirgenleri avlayarak yiyen kedilere bulaşır. Eğer kedinizi sokağa çıkarmıyorsanız ya da çiğ et ile beslemiyorsanız toksoplazmaya yakalanmaları nerdeyse olanaksızdır.
  • Bir kere enfekte olan kedi 14 gün süreyle bulaştırıcı olur ve daha sonra bağışıklık kazanır ve yeniden hastalanmaz ve bulaştırıcı olmaz. Sokak kedileri toksoplazmayı genelde yavrulukları döneminde geçirirler ve büyüdüklerinde bulaştırıcı olmazlar.
  • Kediler enfeskiyonu aldıktan sonra 14 günlük bir kuluçka dönemini takiben paraziti dışkıları ile atarlar. Bu parazitlerin bulaşıcı özellik kazanması için dış dünyada 24 saat geçirmeleri gerekir. Bu nedenle kedinizin kumunu düzenli olarak 24 saatte bir değiştiriyorsanız kedinizde bulaştırıcı aktif enfeksiyon olsa bile size bulaşması çok uzak bir olasılıktır.
  • Gebeliğiniz sırasında kedinize dokunabilir, onu sevebilir ve aynı ortamda bulunabilrisiniz. Yalnız ona dokunduktan sonra mutlaka ellerinizi iyice yıkamalı ve elinizi ağzınıza götürmemelisiniz.
  • Her ihtimale karşı kedinizin kumunu kendiniz değiştirmemelisiniz. Eğer bunu yapacak başka kimse yoksa kumunu mutlaka eldiven giyerek değiştirmelisiniz.

Bu basit önlemlere uyduğunuzda Gebeliğiniz sırasında kedinizin de sizinle birlikte olmasında sakınca yoktur.

 

Gebelikte sinek ilaçları güvenli midir?

Sıcak yaz günlerinin gelmesi ile birlikte alışkın olduğumuz bir problem ile yine karşı karşıya kaldık: Sivrsinekler. Böyle günlerde Gebe kadınların sıkça sordukları soruların başında sinek ilaçlarının bebeklerine zarar verip vermeyeceği geliyor. Gerçekten de sinek de olsa bir canlı türünün hayatını sona erdiren bir maddenin gelişmekte olan bebek üzerinde olumsuz etkileri olmasını beklemek son derece normal. Ancak pratikte yaşananlar böyle değil.

Sinek-Böcek ilaçlarına bir bakış
Çeşitli sinek böcek gibi haşeratın bertaraf edilmesi için kullanılan kimyasal maddelerinsektisid olarak adlandırılır. İnsektisidler evlerde hamam böceği, sinek gibi zararlı canlıların yok edilmesi amacıyla kullanılabileceği gibi tarım alanında bitkilere dadanan zararlılarla mücadelede de kullanılmaktadır.

İnsektisidler içerdikleri kimyasal maddeye göre sınıflandırılırlar. Organoklorinler, organofosfatlar, karbamatlar gibi pekçok değişik insektisid vardır. Gebelik sırasında bu kimyasal ajanlara maruz kalmanın etkilerini tam anlamıyla değerlendirmek birkaç nedenden dolayı mümkün değildir. Örneğin ev ya da ofis ortamında kullanılan sinek ilaçlarında maruz kalınan miktar sabit değildir ve bu miktarı saptamak neredeyse olanaksızdır. İkinicisi piyasada satılan ilaçların hemen hespi birden fazla türde insektisid içerdiğinden belirli bir türün etkisi tek başına değerlendirilemez. Son olarak insektisidler organikçözücüler ile birarada bulunurlar ve yapılan birkaç sınırlı çalışmada organik çözücülerin erken Gebelikte kol ve bacak anomalilerine neden olabileceği ileri sürülmüştür. Bu iddia başka çalışmalar tarafından desteklenememiştir.

Son zamanlarda piyasada sinek kovucu bazı kimyasallar satılmaya başlanmıştır. Vücuda sürülerek uygulanan bu ürünler sinek kovucu olarak adlandırılırlar. Sinek kovucuların çoğu Diethyltoluamide ya da kısaca DEET adı verilen bir madde içerir. DEET bilinen en güçlü sinek kovuculardandır. Özellikle sivrisinekler ile başa çıkmada son derece iyi sonuç verir. Ancak insanlarda DEET’in yaklaşık %16.7’si deriden emilerek kan dolaşımına geçer. Ağzıdan yüksek dozlarda alınıdığında DEET’in Gebe farelerde plasentayı geçerek fetusa ulaştığı gösterilmiştir. Sıçanlarda yapılan çalışmalarda teratojenite yani bebekte anomali yapma potansiyeli gözlenmemiştir.

 

ÖNERİLER
Genel insektisidler

  • Sinek/böcek ilacı siz ortamda yokken sıkılmalıdır
  • 8 saat süreyle ilaçlanan odaya girmemeniz önerilir.
  • Odaya girmeden önce odayı iyice havalandırınız.

Sinek savarlar

  • Yüksek oranda DEET içeren ilaçları tercih etmeyin
  • Bu ilaçları aşırı miktarlarda sürmeyin ya da kullanmayın
  • Uzun süre kullanmayın

Özetleyecek olursak sinek böcek ilaçlarının gelişmekte olan bebek üzerindeki potansiyel taratojenik etkileri sadece hayvanlar üzerinde yapılan çalışmalarla sınırlıdır ve bu çalışmalarda çok yüksek dozda ilaç kullanılmaktadır. İlaçların insanlar üzerindeki etkileri ile ilgili çok sınırlı sayıda veri vardır. Bu nedenle insanlar üzerinde olumsuz etkilerinin olmadığı kesin olarak söylenemez ancak oluşabilecek etkiler çok büyük bir olasılıkla normal insanların karşılaştığı dozlarda ortaya çıkmamaktadır. Bu etkilerin görülebilmesi için anne adayı çok yüksek miktarlarda sinek ilacına maruz kalmalıdır. Bu kadar yüksek miktarda ilaca maruz kalındığında ise bebek etkilenmeden önce anne adayında zehirlenme belirtilerinin ortaya çıkması beklenir.

 

Gebelik ve güvenlik kontrolleri

Gebe kadınların özellikle erken dönemde sık sordukları sorulardan birisi de güvenlik kontrollerindeki kapılardan geçmelerinin bir sakıncası olup olmadığıdır.

Bu özel kapılar, içinden geçen kişinin üzerinde silah gibi yoğun bir metal bulunması durumunda sesli alarm vererek görevlileri uyarırlar. Eskiden sadece havaalanları ve özel koruma uygulanan binaların girişlerinde bulunan bu metal detektörleri günümüzde tüm dünyada terör eylemlerindeki artış nedeniyle hastaneler, alışveriş merkezleri gibi çok sayıda kişinin kullandığı binaların girişlerinde yaygın olarak kullanılmaya başlanmıştır.

Bu kapıların çalışma mekanizması aslında son derece basittir. Hafif bir elektrik akımıyla zayıf bir manyetik alan oluşturulur ve bu alanda herhangi bir nedenle kesilme oluştuğunda devre alarm verir. Yani bu cihazlar x-ışınları (röntgen) ile çalışmazlar.

Anlaşılabileceği gibi binaların girişlerindeki kontrollerin bebeğiniz üzerinde hiçbir olumsuz etkisi yoktur.

Ancak özellikle ülkemizde uygulayıcılar da dahil olmak üzere pekçok kişinin yeterli bilgiye sahip olmaması nedeniyle ve Gebe kadınlara karşı olan hassas yaklaşımın bir sonucu olarak hastane girişlerinde dahi görevliler bu kapılardan geçmek istemeyen Gebe kadınlara kolaylık göstermektedirler. Bu gereksiz ve anlamsız bir yaklaşım olmakla birlikte farklı olduğunuzu hissetmek için biraz oyun oynamanın zararı yoktur. Bu tür bir kapıdan geçmek zorunda olduğunuzda Gebe olduğunuzu söyleyerek ayrıcalık talep edebilir ve bunun tadını çıkarabilirsiniz.

Sayfamızı Paylaşın